Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Kameralar kapandığında… Hatay’ın gerçeği başlıyor!

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı geride kaldı!Takvimler ilerledi, ama Hatay’ın

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı geride kaldı!
Takvimler ilerledi, ama Hatay’ın gerçeği yerinde sayıyor. Buna rağmen, Hatay, sadece birkaç günlüğüne “hatırlanacak” bir başlığa dönüştü, bazıları için.
Özellikle de medya için…

Yıl dönümü yaklaştığında, kameralar kuruldu, mikrofonlar uzatıldı, dramatik ses tonları ayarlandı. Acı, yine bir yayın akışının parçası oldu. Gerçek olandan çok, gösterilen konuştu. Yaşanan değil, izlenebilir olan ekrana geldi.

Hatay’ı yılda bir kez keşfeden bir medya anlayışıyla karşı karşıyayız!
Şehre birkaç günlüğüne gelen, belli başlı noktalardan dışarı çıkmayan, önüne konulan görüntüyle yetinen bir bakış! Sonrasında da büyük cümleler;

“Hatay ayağa kalktı…”
“Kent yeniden doğuyor…”
“Yaralar sarıldı…”

Bu cümleleri kurmak için Hatay’da yaşamak gerekmiyor belli ki. İki gün kalmak yetiyor. Depremin ne olduğu, depremzedelerin üç yıldır nasıl yaşadığı, hangi koşullara katlandığı, bu yayınlarda pek yer bulmuyor.
Çünkü bunlar, zahmetli gerçekler.
Reytingi olmayan, süresi uzun, cevabı zor gerçekler.

Onun yerine, pembe tablolar tercih ediliyor.
Bir şantiye görüntüsü, bir anahtar teslimi, birkaç hazır röportaj! Hepsi bu!

Konteyner kentlerde bugün hâlâ yaşayan on binlerce insan, kadraja girmiyor.
Günlerce süren elektrik kesintileri, suya erişimde yaşanan sıkıntılar, çamurun içinde süren hayat, “detay” sayılıyor.
O detaylar ki, Hataylıların günlük gerçeği.

Medyanın büyük bir kısmı, Hatay’ı anlamaya değil, kanıtlamaya geliyor.
Önceden yazılmış bir hikâyeyi doğrulatmaya…
“Her şey yolunda” demek için, birkaç görüntü toplamaya…

Oysa ki gazetecilik, görmek istemeyeni göstermekti, bir zamanlar!
Bugün ise bazıları için gazetecilik, görmek isteneni servis etmekten ibaret.

Kalemi eğri olanın gördüğünü yazmasını beklemek saflık olur.
Çünkü bazı kalemler, gerçeğe değil, konfora bakar.
Bazı mikrofonlar, sesi değil, yankıyı sever.

Biliyoruz, çünkü bizler, bu şehrin gerçeğini yaşayanlarız.
Kameralar gittiğinde de burada kalanlarız.
Anma yayınları bittiğinde de konteynerde uyuyanlarız.
Elektrik kesildiğinde, su akmadığında, yollar çamur olduğunda hâlâ buradayız.

Acımızı dramatize etmiyoruz.
Yasımızı içerik yapmıyoruz.
Etkileşim uğruna ağlamıyoruz.

Bizler, medyanın çizdiği pembe tabloların neresinde olduğumuzu her gün sorgulayanlarız.
O tabloya ulaşmaya değil, gerçeği görünür kılmaya çalışanlarız.

Hatay, bir yayın dekoru değil.
Bir yıldönümü malzemesi hiç değil.
Ve şunu da iyi bilsinler;
Hatay, kameralar kapandığında başlıyor.
Gerçek, tam orada duruyor.

Bir duvarda yazan o cümle, bizim için romantik bir başlık değil, bir direniş ifadesi:

“Bir Hatay vardı! Bir Hatay, yine var olacak.”

Ama bu, susarak değil,
gerçeği eğmeden konuşarak olacak…