Hatay bir kez daha yağmurun değil, ihmallerin ağırlığı altında kaldı. Son günlerde etkili olan şiddetli yağışlar; yolları göle çevirdi, araçları suya gömdü, ev ve iş yerlerini kullanılamaz hale getirdi. Tarım arazileri sular altında kaldı, hayvancılık büyük zarar gördü ve ne yazık ki can kayıpları yaşandı.
Ancak yaşanan tablo artık sadece “şiddetli yağış” ile açıklanabilecek bir durum olmaktan çıktı. Çünkü Hatay’ın asıl sorunu yağmur değil; yıllardır ertelenen, ötelenen ve çözüldüğü söylenmesine rağmen sahada karşılığı görülmeyen altyapı meselesi.
6 Şubat 2023 depremleri şehri fiziksel olduğu kadar toplumsal olarak da derinden sarstı. “Asrın felaketi” ifadesi, yaşanan büyük yıkımı tarif etmek için kullanıldı. Fakat zaman içinde bu ifade, bazı yapısal sorunların üzerini örten bir gerekçeye dönüşmeye başladı. Oysa felaketin büyüklüğü, sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Deprem sonrası süreçte en çok tartışılan başlıklardan biri imar ve yapılaşma oldu. Yıllarca süren denetimsizlik, plansız kentleşme, kaçak yapılaşma ve “imar barışı” uygulamaları bugün yaşanan kırılgan yapının temel nedenleri arasında gösteriliyor. Ancak mesele yalnızca geçmişte yapılan hatalarla sınırlı değil. Bugün inşa edilen yapılar ve “tamamlandı” denilen altyapı projeleri de ciddi biçimde sorgulanıyor.
Çünkü vatandaş artık çok net bir soru soruyor:
Eğer altyapı gerçekten tamamlandıysa, her yağmurda neden aynı görüntüler yaşanıyor?
Yerel yönetimlerin zaman zaman yaptığı “altyapı sorunları büyük ölçüde çözüldü” açıklamalarıyla sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir uçurum olduğu görülüyor. Oysa altyapı, güneşli havalarda yapılan açıklamalarla değil, yağmurlu günlerde verdiği sınavla ölçülür. Ve ne yazık ki Hatay, bu sınavı bir kez daha veremedi.
Bugün yaşananlar artık teknik bir aksaklık olarak değerlendirilemez. Çünkü aynı sorunların sürekli tekrar etmesi, meselenin doğrudan bir yönetim krizine dönüştüğünü gösteriyor. Eğer bir şehirde altyapının tamamlandığı söyleniyorsa, ilk ciddi yağışta sistemin çökmesi kabul edilemez.
Daha dikkat çekici olan ise sorumluluk dilinin sürekli değişmesi. Bir gün “asrın felaketi”, başka bir gün “beklenmeyen yağış”, ardından “çalışmalar sürüyor” açıklamaları yapılıyor. Ancak değişmeyen tek şey vatandaşın yaşadığı mağduriyet oluyor. Sorunlar her seferinde başka bir gerekçeyle ertelenirken, insanlar aynı korkuyu yeniden yaşamaya devam ediyor.
Ve artık şu soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor:
Eğer her şey kontrol altındaysa, neden hiçbir şey kontrol altında görünmüyor?
Sel felaketlerinde ortaya çıkan görüntüler yalnızca maddi kayıpları göstermiyor. Asıl tehlike, bu manzaraların toplum nezdinde “olağan” hale gelmeye başlamasıdır. İnsanların her yağmurda evlerini, işlerini hatta hayatlarını kaybetme riskiyle yaşaması, sadece bir doğa olayı değil; ciddi bir yönetim zaafıdır.
Kriz anlarında yapılan ziyaretler, verilen “geçmiş olsun” mesajları elbette önemlidir. Ancak vatandaş artık teselli değil, çözüm görmek istiyor. İnsanların beklentisi felaket olduktan sonra sahaya inen yöneticiler değil; felaket yaşanmadan önce önlem alan bir yönetim anlayışıdır.
Hatay’da bugün hissedilen en büyük sorunlardan biri de açıklamalar ile gerçekler arasındaki derin boşluk. Çünkü artık kimse sadece söz duymak istemiyor. İnsanlar somut, ölçülebilir ve hissedilebilir çözümler görmek istiyor.
Son yaşanan sel felaketi bir kez daha gösterdi ki sorunlar ertelendikçe büyüyor; büyüdükçe de yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkıp toplumsal bir travmaya dönüşüyor. Hatay’ın ihtiyacı yeni söylemler değil, gerçekten işleyen bir altyapı, sürdürülebilir bir şehir planlaması ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıdır.
Aksi halde her yağmur yalnızca suyu değil; ihmalleri, eksiklikleri ve ertelenmiş sorumlulukları da yeniden gün yüzüne çıkarmaya devam edecektir.
Sonuç açık:
Söylemler güçlü olabilir, açıklamalar uzun olabilir, gerekçeler hazır olabilir. Ama su yükseldiğinde gerçeği saklamak mümkün değildir. Hatay’da yükselen sadece sel değil, aynı zamanda biriken sorular ve büyüyen bir güvensizliktir.

YORUMLAR