“Bir berber, bir berbere ‘Beraber buluşmak için ne yapmam gerekir?’ diye sormuş.”
İlk bakışta anlamsız gibi görünen bu cümle, aslında bugün yaşadığımız tabloyu anlatıyor. Konuşuyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Sorular soruluyor, cevaplar veriliyor gibi yapılıyor; fakat ne sorunlar çözülüyor ne de insanların derdine çare bulunuyor.
Günler geçiyor, haftalar geçiyor, aylar ve yıllar birbirini kovalıyor. Her gün yeni bir gündemle uyanıyor, bir öncekini unutuyoruz. Dün konuşulan bugün hatırlanmıyor. İnsanların gerçek sorunları ise olduğu yerde duruyor.
Bugün vatandaşın en büyük gündemi ne siyaset ne de tartışmalardır. Mutfağıdır. Pazara çıktığında elindeki paranın her geçen gün daha az şey aldığını görmesidir. Bir zamanlar sofraların en sıradan ürünleri olan domates, patates ve soğan artık hesap yapılarak alınır hale gelmiştir. İnsanlar filelerini değil, bütçelerini taşımaktadır.
Üstelik bu tablo yalnızca ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda sosyal bir uyarıdır. Açlık sınırının etrafında yaşamaya çalışan milyonlarca insanın olduğu bir ülkede, refahtan söz etmek kolay değildir. İnsanlar taleplerini dile getirebildiklerinde değil, o talepleri karşılık bulduğunda umut yeşerir.
Elbette çalışacağız, üreteceğiz ve elimizdeki imkanları en iyi şekilde değerlendireceğiz. Ancak vatandaşın omzundaki yük her geçen gün ağırlaşıyorsa, yalnızca sabır tavsiye etmek yeterli olmaz. Sorunları görmezden gelmek onları ortadan kaldırmaz.
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için bazen karmaşık istatistiklere gerek yoktur. Pazardaki domatesin, patatesin ve soğanın fiyatına bakmak yeterlidir. Çünkü mutfakta yaşanan kriz, toplumun aynasıdır.
Domates ve soğan bir toplumun lüksü haline gelmişse, durup düşünmenin zamanı çoktan gelmiştir. Aksi halde geçen yalnızca günler, haftalar ve yıllar olmayacak; kaybolan, insanların geleceğe dair umudu olacaktır.
