Bahanelere Sığınma Hastalığı

Bence …

Bir memleketin en büyük şanssızlığıdır.

Bir memlekette…

Çalışması gereken insanların, çalışmak yerine, çalışıyormuş gibi görünüp, bahanelere sığınma alışkanlıkları   varsa  …

Nereye bakılırsa izleri, örnekleri vardır, görünür.

Her yer de,  her alan da, belirtileri vardır.

Çünkü hiçbir şey tam değildir .

Başarısızlığı da birilerine yıkmanın ve mal etmenin en kestirme yoludur, bahaneler.

Mantıksal olarak kısacık bir ölçüm yapılsa mesela, şöyle ki …

Bir takım çalışmasında, beyin takımı dediğimiz akıl ekibi mesela.

Ya da bir ekip çalışması, bir organizasyonun içinde yer alan çalışma ortamında, mesela 5 yada 10 yada 30   kişi ya da 40 kişi yada daha fazla, çok daha fazla kişi yer alıyorsa …

Sorumluluğu bir tek kişiye mal etmek nasıl bir akıl ve mantık ölçüsüne dayanır.

Çok sayıda kişinin yer aldığı bir çalışma ortamında…

Bir başarısızlık ya da bir dizi hatalar peş peşe gelmişse, geliyorsa…

Sorumlu olarak görünen kişiyi öne iterek kaçıp…

Çalıların arkasına saklanarak izleyenleri…

Tarih, sayfa sayfa yazacaktır.

Başarılı bir hamle yada bir iş, bir girişim ya da bir proje yapıldığında sorumlu olarak görünen kişinin, önünde,   arkasında, etrafında görünebilmek için, üstüne, kafasına tırmananları  ya da  tırmanmaya çalışanları da tarih… Sayfa sayfa yazacaktır.

(Kaderci değilim ama )     

Yaşanan ve yaşatılanı hisseden kader, (öyle duymuştum).

Yaşanan ve yaşatılan her şeyi, yeri ve zamanı geldiğinde…

Sorumlu olup da seyirci kalmış ve bahanelere sığınmış olanlara da, yaşaması ve yüzleşmesi gerekenleri de   yaşatacaktır.

Bana göre, insanoğlunun, en büyük yanılgısı, kurnazlığıyla (aklınca) hayata ve 

Doğanın evrensel sistemine, çelme takabileceğini sanmasıdır.

Yaptıklarından kaçabileceğini zannetmesidir.

Rahmetli  atalarımızın;  “kaderiyle yüzleşmek zorunda kaldı veya gün geldi, yaşadıklarını, hiç bir güç   engelleyemedi.”

Diyerek anlattıkları hikayeler ve  yaşanmışlıklardan anladık ki …

Dünya‘nın neresinde olursa olsun kişiler …  Ne ekiyorlarsa bir şekilde sonuçlarını yaşıyorlar.

Ve yaptıklarını miras olarak bırakıyorlar.

Kendilerinden sonraki nesillere uzanacak kadar.

Kişilerin unutmaması gereken en önemli şey, aslında… Kalıcı olmayan sahte pırıltılı hayatın zamanı   geldiğinde sona ereceğidir.

Kişiler arkalarında nasıl bir miras  bıraktıklarını bilmelidir, neyle, nasıl anıldıklarını da…

Nasıl anılacaklarını, nasıl hatırlanacaklarını da…

Beddualarla mı, dualarla mı?

Sanırım tarih bunları da yazacaktır.