Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Garip Turunç
Garip Turunç

 CANIM ANTAKYA’MA…

 

 

6 Şubat 2023 Asrın felaketiyle tarifsiz acılara gömülen canım Antaky’m, bana savaşmamayı öğreten Antakya’m, bana sevmeyi öğreten Antakya’m, bana kardeşliği öğreten memleketim sana bir gün bu satıırları yazacağımı aklımın ucundan geçmezdi… Bana bütün Anadolu’yu eve sığdırarak öğreten annem! Çocukluk arkadaşlarım, mahallemiz, esnaf komşularımız, sırasıyla önce oynadığımız, sonra köşesinde oturduğumuz, sonra koşup kaçtığımız, sonra köşesinde takıldığımız ve vakti geldiğinde bavulumuzla köşesini dönüp gittiğimiz sokaklarımız, sokaklarımızda yankılanan annelerimizin sesleri… Güzel yurdum, çocukluk, gençlik şehrim seni sevdiklerimle birlikte kaybedeceğimi hiç düşünmezdim.

 

Cocukluk yıllarım senin koynunda, sokaklarında geçti. O yıllarda sokakta oynamak diye bir kavram vardı.  Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık biz. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Antakya/Çekmece köyümüzdeki komşu teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu. Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi… Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik. Evet, ben o çocukluk Antakya’mı çok özledim.

 

Antakya’m, senin binlerce hikayen vardı, ben onlardan sadece biriydim. Eski hikayelerin içinde kaybolurdum. Sana hep döneceğimi bilerek uzun yıllardan beri uzun yolculuklara çıktım altmış küsür yıl önce; Antakya Lisesini bitirdiğimde.gençliğimin en dalgalı uzak denizlerine açıldım. Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği Yurt Dışında Eğitim Sınavlarını geçip Yüksek tahsilimi yapmak için Fransa’ya gittim. Orada Lisansımı, Yüksek Lisans ve Doktoramı geçtikten hemen sonra Bordeaux üniversitesinin akademik kadrosunda çalışmaya başladım. Hayat bana kolay davranmadı. Zor zamanlardan geçtim. Hemde öyle kolay sanılan, çabuk geçen türden değil. İçim yandı, sesim kısıldı, ruhum yoruldu.Bazen sustum, bazen yalılnız kaldım, bazen de en ağır yükleri taşımak zorundaz kaldım.  Ben düşürken de tek başıdaydım. O düştüğüğüm yerlerden kalkarken de yanımda kimseyi bulamadım. Ellerimden tutan olmadı diye oturup karalar bağlamadım. Hayata küsüp köşeme çekilmedim. Aksine kimseye minnet etmeden yaşamanın, fırtınanın ortasında bile kendi arkamda dağ gibi durmanının ne demek olduğunu yaşayarak tek başıma öğrendim. Sonra dönüp baktığımda “çok şükür” diyorum. Çünkü o zorluklar beni  kırmadı aksine kendi ayaklarım zerinde durmayı öğretti. Bazen 1 yıl bazen 2, bazen 3 yıl. Ama hep döndüm sana Antakya’m. Senden uzak olduğum zamanlarda varlığın içimi ısıtırdı. “Antakya hep orada, sevdiklerim, evim orada” derdim. Seni özlediğimde de, hep o cocukluğumda oynadğım bir sokağı’nı hayal ederdim. Zihnimde, o gençliğimde yaşadığım hep aynıydn sen Antakya’m.

***

Depremden bu yana hayatımda ilk defa senden uzakken o sıcaklığı hissedemiyorum Antakya’m. Kalbimin sen olan köşesi buz gibi. Çünkü sen yoksun artık.  Sana 6 Șubat’a kadar hep aşkla seslendim ama artık acı ve öfkeyle sesleniyorum. Ah Antakya’m ah… Bizi brakmak istedin belki ama giderken sevdiklerimizi de aldın yanına. Dur, izin ver de dertleneyim seninle canım Antakya’m. Yok ki senden başka sığınıp nazlanacak yerim. Dur, vurma yüzümüze.  Haklısın, yerle bir olan binalarımızın inşaatına yeterince denetlendirememekle fark ettik hatalarımızı, ama seni ve ilelebet seninle olmayı da hak ettik. Nasıl kıydın evlatlarına? Buğday benizli, gün yanığı yüzlü kızlarını nasıl koparıp aldın bu tatlı hayattan? Biliyor musun içlerinde henüz evlenmiş olanı ve pamuk zamanına düğün hazırlığı yapan vardı. İşe yeni girmiş olanı, askerden izine geleni; ana, baba, yâr, evlat özlemiyle yanına vardı. Sana dönmüşlerdi yüzlerini ve sendeydi umutları, sevdaları da sende yeşermişti. Tek arzuları bir ömür sende yaşayıp baş yastıkta ölmek ve sana gömülmekti. Bu acı ve bahtsız ölümü nasıl reva gördün onlara, söyler misin Antaya’m? Sana emek vermiş, gençliğini sende tüketmiş ak saçlılarımıza, beli bükülmüşlerimize hiç mi acımadı yüreğin; oysa sen onlara yârdın, onlar da sana.

Ben de, bu yılılın temmüz ayında her zamanki gibi sana döndüm. Çok kalmayacağımı, birkaç hafta içinde ilk fırsatta Fransa’ya döneceğimi söyledim sana. Ancak, haftalar, aylar çabuk geçti. Buradaki elektrik kesintileri, internet yetersizligini, buradaki çevre kirliliğini, buradaki kapalı yollar, çukurlar içindeki yollar nedeniyle çektiğim işkence beni tüketene kadar, iki ay kadar bir zaman kaldım sende. Senden ayrılmak istedim ama öyle olmadı. Büyük bir parçamdın. Beni ben yapanlardandın. Rahmetli Annem senden her ayrılışlarımda “Garip doğdun, Garip kaldın” yavrum derdi. Evet, meğer öyleymiş (Taşıdığım isim’den olsa gerek !). Araf’ta, iki ülke arasında Garip bir şekilde yaşamak beni hem mutlu ediyor, hem de hüzünlendiriyor. Vatanımı, Antakya’mı çok özlüyorum. Hani akşam olunca eve dönmek ister ya insan. Ben hangi kapıya varsam biraz eksik kaldım. Ne yollar beni sana getirdi, ne de yıllar içimdeki o çocukluğu geri getirdi. Çocukluğumun masumiyetine hasret kaldı hep bir yanım… Bu yüzden de hayatımın hemen bütün safhalarında yüreğimi hep ikiye bölerek yaşamak zorunda kaldım. Bir yanda yurtdışında yaşadığım dönemin, şartların dayattığı acımasız yarış, bir yanda ise üstü küllense de diplerde çocukluğumda Antakya’mda yaşadığım ve hala ateşi bitmeyen sevgi diye bir şey…Şimdi ne zaman uzaklara dalsam, boğazıma düğümleniyor söylediklerin. Meğer insan büyüdükçe ağlamayı bırakamıyormuş Anne, sadece sessizağlamayı öğeniyormuş…

***

Depremden bu yana her tarafın inşaatlarla dolu. Küllerinden yeniden doğuyorsun. Ne kadar değişirsen değiş, sen benimsin ve ben de sen Antakya’m. Ah güzel aynam. Ah paramparça aynam. Seni kalbimin en özel köşesine koymuştum, orada sakladım, ben gurbet elde büyürken orada sen de büyüdün. O köşede artık hiç kapanmayacak bir yara var ve her parçan sensiz geçen her gün daha derine saplanıyor. Ah defne kokulum. Yıkılmış, ayağa kalkmakta olan sokakların ölü koktuğunu söylüyor bana. Sana bunu nasıl yakıştırayım ? Ah cennet vatanım, ah 13 medeniyete ayrı ayrı mekân olduğun, dünyalara sığdıramayacak kadar sevdiğim Antakya’m. Bana varlınla da, yokluğunla da öğrettiğin onca değerleri kazdım zihnime. Senin olan her şey zihnimde, aktarmaya devam edeceğim nesilden nesile.

Zira, bu topraklarda doğdum, baharımı burada geçirdim, bir taşım ben, bir menekşeyim, ey vatanım. Atalarım, dedelerim, köklerim, aslım, nefesim bu topraklarda, bu göyün altında yağmurlarda ıslandım, bu güneş altında ısındı yüreğim. Senin toprağının ağacı benim ailemin elleriyle dikildi. Ve sınırlarımızın taşı atalarımın yüzleriyle imar edildi. 100 sene, 1000 sene, dünyanın başlangıcından beri sende yaşadılar. Depremden bu yana her yerden bir çığlık, her taraftan dumanlar yükseliyor. Sıradağlar dağılır toprağın kara kalbine doğru. Elbette zaman dönüyor ve mevsimler değişiyor. Elbette önümüze yeni geçişler ve yollar çıkıyor. Eski kırlangıçlar gider, yeni kırlangıçlar gelir, yeni çiçekler, yeni kelbekler. Geliyor içinde güneşin sakladığı o gelecek günler. Sen güçlüsün, zenginsin… Dünya sensein, ey vatanım.

Hayat şu anda bir sefalet olabilir ama hikayemizin sadece bir kısmı ? Bu sadece bir evre. Burada sıkışıp kalmamız gerekmiyor. Umudun seni hiç brakmasına izin verme. Daha iyi günlerin senin için olduğuna inan. Ne sen bizsiz yaşayabilir, ne de biz sensiz yaşayabiliriz Antakya’m. Senin dört mevsimin baharı ve bizler senin mihenk taşlarıyız. İnanıyorum ki bu toprakların kalbi yeniden atacak. Dallardaki yapraklar, defne, turunç ve portakal ağaçların eskisi gibi her esintiyle dans edecek ve gelmiş tüm medeniyetleri kucaklamaya devam edeceksin.

Senden sağ kurtulan bir arkadaşımdan bir defne dalı istedim. Senden kalanlara sımsıkı sarılıyorum, ilaç gibi geliyor yokluğunda. O defne dalını geri uzatıyorum sana, brakmayacağım seni, ama umut ver bana. Bu satırları yazarken gözlerim çeçme gibi akıyor. İyi ki vardın. İyi ki senin kucağında doğdum, cocukluğumu, gençliğimi yaşadım, büyüdüm. Keşke daha fazla zamanımız olsaydı, keşke sende daha fazla yaşamak için zaman ayırsaydım. Birlikte yazdığımız hikaye ne yazık ki yarım kaldı. Sana, hemşehirlilerime, halkıma  ve kaybettiklerime borçlu hissediyorum ve huzurunda yemin ediyorum. Küllerinden doğacaksın ve sana geri döneceğim sevgili Antakya’m. Sen bensin, ben de sen.

 

 

Prof. Dr. Garip Turunç – Bordeaux (Fransa) Üniversitesi ve İstanbul Galatasaray Üniversitesi Em. Öğ. Üy.

 

Bordeaux, Pazar 13 Eylül 2026

YORUMLAR

2 adet yorum var

  1. Yilardir butun yazilarini takip ettiyim .Antakyamizin sesini soksklarini guzelim insanlarini satirlariyma ordaymisiz gibi yasatan garip hocama cok tesekur ediyorum .yureyimizin en derinine dokunup icimizdeki sesi satirlara dokmedi Kadar guzel olamaz cok tesekur ediyorum sana guzel antakyam cok guzel insznlarimizi yetistiren guzel antakyam ..

  2. Garip hocam dilinize , yüreğinize sağlık.. Sizinle aynı duyguları paylaşıyorum ama sizin kadar güzel ifade edemiyorum… Antakya ergeç hakettiği yere tekrar gelecek.. Gidenler geri dönüyor.. Antakya eşsiz bir şehir. Dünyanın.hiçbir yerinde böyle bir medeniyet yok, böyle bir hoşgörü yok…Demografik yapımızı korumamız gerek sadece..Zengin iş adamlarının gençlere burs verip Antakya’ya eğitim ve gelecek için destek, birlik ve beraberlik için , Antakya’nın geleceği için çok önemli… Antakya’nın en kısa zamanda yaralarını sarıp eski haline dönmesi ni diliyorum….

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER