“Davet”

“Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim”

Ülkemizde, kutuplaşma gün geçtikçe artıyor. Ayrımcı ve keskin dil, her gün artarak devam ediyor.

Hakaret, terör dosyaları, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir düzeyde artmıştır. Neredeyse her eleştiren terörist ilan edilir hale geldi. İfade özgürlüğü, gün geçtikçe daha sorunlu bir hale evrilmekte.

Geçtiğimiz günlerde, Netflix’te, Metin Akpınar’ın bir belgeselini izledim, “İyi Ki Yapmışım” adlı. Yapılan tiyatrolar da konu edilmiş. Bir dönem tiyatro izlemeye Turgut Özal da gelmiş. Turgut Özal’ın izleyici olarak katıldığı oyunda, dönemin siyasileri, -başta da Turgut Özal olmak üzere- eleştirilmiş. Hatta Özal’ın taklidi de yapılmış. Özal, bu taklide de tüm salondakiler gibi gülerek reaksiyon vermiş.

Oynayanlara soruluyor, “şimdi de böyle bir oyun sergilenebilir mi” diye. Oyuncular, “asla” diye cevap veriyor. Sırf bu örnek dahi, 30 yılda hangi yöne gittiğimizin göstergesidir.

“Faizi azaltmayın” diyen de, meyve sebze halcisi de yeri geliyor terörist ilan edilebiliyor. Bu durum, sağlıklı bir ifade özgürlüğü ortamı oluşmadığını göstermektedir.

İfade özgürlüğünün oluşmadığı, zedelendiği bir ortamda Genco Erkal, Metin Akpınar gibi değerlerimiz, 3-4 yıl önce yazdıkları tweetlerden ötürü mahkeme kapılarında yargılanabiliyorlar. Bu durum, vatandaşlarda bir otosansür oluşmasını sağlıyor. İnsanlar arasında, “Silivri soğuktur” sloganı dolaşır hale geliyor.

Sanat susuyor, akademi susuyor, yurttaş susuyor. Muhalefet partileri yetkilileri, yüksek rakamlı tazminat dosyalarıyla boğuşur hale geliyor.

Halbuki hukuk kuralları, Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatları çerçevesinde yurttaşın ifade özgürlüğünün teminat altına alınması gerekir. Konuşmakta, tweet atmakta zorlanan bir toplum olmamalı.

Yurttaşın konuşmaması, sorgulayamaması anlamına geliyor. İdarecilerin hukuka aykırı iş ve işlemleri sorgulanamıyor. Adeta, yapanın yanına kar kalıyor. Şeffaflık kayboluyor.

Bugün birçok kurum ve kuruluşta ihaleler, maalesef gereken şeffaflıkta yapılmamakta. Bu da siyasal yozlaşmayı oluşturuyor. Siyasal yozlaşma had safhaya ulaşınca, ki burada iktidar muhalefet ayrımı yapılmamakta, yurttaşın siyaset kurumuna olan güveni yok oluyor. “Kim gelse hukuka aykırılık yapacak, bu normal” noktasına geliniyor.

Bu yazı, bir “davet’tir”. Yurttaşları, ifade özgürlüğünü istemeye ve kamu kurum kuruluşlarını şeffaflığa davettir.

Şeffaflık ve ifade özgürlüğü, sağlıklı bir demokrasi sürecinde en öndeki domino taşıdır. Bu süreç zorludur, fakat imkansız değildir. Yurttaş, Anayasal hakkı olan ifade özgürlüğünü doğru bir üslup ile kullandığında ve şeffaflık talep ettiğinde, ülkemiz çok daha aydınlık günlere yol alacaktır. Yurttaş “benim vergilerim ile ihaleler kimlere, hangi ihaleler, hangi usuller ile, ne kadara veriliyor” diye sormalı, şeffaflık talep edebilmeli.  

Bunu bir Avukat da Baro’suna ve Barolar Birliği yöneticilerine iletmeli, doktor da, mühendis de.

“Bu davet bizim, bu memleket bizim” …

[email protected]