Değer mi?.

Türkiye bir referandumu tartışmalı bir sonuç ile geride bıraktı. Oysa ki bu referandumda herhangi bir siyasi partiye veya kişiye güvenoyu verip vermemek, yada bir siyasi partinin gösterdiği adayları seçip seçmemek gibi bir husus söz konusu değildir.Yapılan, 18 madde halindeki anayasa değişiklik paketinin onaylanıp onaylanmaması idi. Seçmenlerde bu doğrultuda oylarını kullanmak için sanık başlarına gittiler. EVET yada HAYIR doğrultusunda oylarını kullandılar. Buraya kadar her şey, hukuk devleti içinde olması gerekeni kapsıyor. Ama ne yazık ki ortaya nereden ve hangi nedenlerle çıktığı belli olmayan kanuna açıkça aykırılık teşkil eden bir YSK kararı çıktı.

Seçimlerle ilgili 298 sayılı yasanın 98. maddesinin emredici hükmüne aykırı bir şekilde alınan karar doğrultusunda, mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılacağı yolunda bir karar verildi. İşte bu karar Pazar günü yapılan halk oylamasının sonuçları üzerine büyük bir gölgenin düşmesine, sonuçların tartışılır hale gelmesine neden oldu.

Buna birde saat 17’yi geçtikten, bazı illerimizde tasnif bittikten, bazı illerimizde ise tasnife yeni başlanmak üzere olunduğu bir sırada daha önce yapılan şikayetlerle ilgili oy sayımının aleni olarak yapılması gerekliliğine ilişkin geç kalmış bir YSK kararı eklendi.

Bu durum hatırlara 1946 seçimlerini de getirdi.

Çok partili yaşama girildikten sonra yapılan ilk seçimde ,”yasa gereği açık oy ve gizli sayım kuralı geçerli olduğundan” seçim sonuçları bugüne kadar tartışılır olmuş, izleri belleklerden silinmemiştir. Oysaki 1946 seçimlerindeki açık oy gizli sayım yasa gereği uygulanan bir kural idi. Bugün ise yasanın aksini emreden kural, yasa yürürlükte olmasına rağmen uygulanmamış, aksine bir karar alınmak suretiyle sonuçların tartışılır hale gelmesine neden olunmuştur.

Oysaki EVET doğrultusunda oy kullanılması için kampanya yürütenlerin büyük bir avantaja sahip olmalarına rağmen, HAYIR doğrultusunda oy verilmesini isteyenlerin vatandaşlık bilinci ile hareket ederek bir araya gelmeleri sonucu yürüttükleri kampanya ile her şeye rağmen milli iradenin gerçekleşeceği kanısı toplumda yer etmiş idi.

Ama bu beklenti gerçekleşmedi. Sonuç hüsran oldu, referandum sonuçları tartışılır hale geldi.

Sanıyorum ve inanıyorum ki, bu duruma gelinmesinden memnun ve mutlu olan hiçbir yurttaşımız yoktur. Zira yapılan halk oylaması ile bir anayasa değişikliği, bir rejim değişikliği oylandı. Bu değişikliğe seçmenlerin serbest iradeleri ve kurallara uygun bir şekilde gerçekleşecek referandum sonucunda ulaşılabilmesi hukuk devletinin olmazsa olmazlarından olan hukukun üstünlüğü ilkesinin gereği idi.

Ama bu gerek yerine getirilmedi. YSK’nın nasıl, neden, hangi gerekçe ve hangi zorunluluk karşısında aldığı net bir şekilde bilinemeyen kararları, referandumun hukuk kurallarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir şekilde sonuçlanmadığı kanısının toplumda yer etmesine neden olmuştur.

Şimdi kamuoyunun önemli bir kesiminde, anayasa değişiklik paketinin kabul edilmediği, HAYIR oylarının çoğunlukta olduğu yolunda bir kanı yer etmiştir. Bu kanının silinmesinin, ortadan kaldırılmasının ise oldukça zor ve belki de mümkün olmayacağı gelişmelerden anlaşılıyor.

YSK’nın gerek mühürsüz zarf ve oy pusulaların geçerli sayılması kararı ve gerekse tasniflerin gizli yapılmakta olduğu yolundaki şikayetlerin yoğunlaşması üzerine oyların tasnifinin gizli yapılmaması doğrultusundaki sandıklar açıldıktan, bir kısmında ise tasnif hemen hemen sona ermiş durumda iken geç alınmış kararı, büyük bir talihsizlik olarak tarihe not düşülmesine neden olmuştur.

Çok partili yaşama geçildikten sonra, 1950 yılından bu yana seçimler, referandumlar yargı denetiminde ve yasalara uygun bir biçimde gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Sanıyorum ki yapılan seçimlerin ve referandumların hiç birinde böylesine yasanın emredici hükmüne aykırı kararlar alındığı ve sonucun buna göre belirlendiği olmamıştır. Nitekim YSK’nın itirazların reddine ilişkin kararı da referandumun sonuçlarının tartışmalı halde devam ettirilmesine neden olmuştur.

Bu nedenle 16 Nisan referandumda yaşananların en hafif bir deyimle, büyük bir talihsizlik olarak tarih sayfalarına geçeceğini unutmamak gerekir. Toplumsal bir uzlaşı metni olan anayasanın ve bu anayasa ile ilgili olarak yapılan değişikliğin, yine toplumsal uzlaşı ile gerçekleşmesi genel bir kuraldır. Hele hele bu değişiklik, bir rejim değişikliğine neden olacak hükümleri ihtiva ediyorsa, toplumsal uzlaşının zorunluluğu kendini daha da açıkça gösterir.

Bırakalım toplumsal uzlaşıyı. Tartışmalı bir referandum sonucu ile gerçekleşecek anayasa değişikliğinin ülkemize yarar mı zarar mı getireceğini, oluşan ayrışmayı, birleşmeye dönüştürüp dönüştürmeyeceğini sizlerin takdirlerinize bırakıyoruz.

Ancak olanlar için,“ Ülkeye neler kazandırdı, neler kaybettirdi, değer mi ” demekten de kendimizi alamıyoruz…

[email protected]

(Visited 1 times, 1 visits today)