O; kadrolu öğretmenler, baş öğretmenler, uzman öğretmenler, engelli öğretmenler, ücretli öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler, özel sektör öğretmenler olarak ayrımlaştırılmış ve “Devlet dersinde” yok sayılmış ögretmenlerden biri! Ve artık yok!
Verilen emekler, uzun bir atama bekleme süreci ve ardından atandıgı Ağrı Hamur Ilçesinde , okul müdiresinin fiziksel, psikolojik şiddet, ayrımcılık ve baskıları, Milli Eğitim
İl ve Ilçe Müdürlüğünün kasta varan ağır ihmali ve kusurları karşısında, yaşadığı koşulların ağırlıgı ile ( evinde ölü bulunan) Irmak Ayşe Koparan, artık aramızda değil.
Toplum olarak şaşkın üzgün ve öfke içindeyiz !
Tıpkı, Istanbul’ da Fatma Nur Çelik ögtetmenin bir ögrencisi tarafından okulda bıçaklanarak oldürülmesi karşısında, vicdan ve bilincimizin dağlanara, kapıldığımız öfke ve acı gibi!
Sonra, bireysel ve toplumsal yaşamlarımız içinde ve gündemin ağırlıgı altında, yorgun hafızalarımızla, unutuyoruz!
Ancak, bu yasananlar, toplum olarak, her unuttuğumuzda yeniden yaşayacağımız, sorunun nerede olduğunu görüp, etkin çözüm üretilmesini sağlamadığımız surece , yenilerinin yaşanacağını, belki bizlerin çocuğu kardeşi, yakının da başına gelebilecek, yüreğimizin yanacağıni bildiğimiz; “münferit” durumlar değil, sistemin yarattığı bir sonuçtur.
Toplum olarak soruyoruz:
Milli Eğitim Bakanı, bu durumdan dogrudan sorumlu değil midir? Yasanan bunca örneklerden sonra, “yetkili ama sorumsuz” olarak, o koltukta neden oturmaktadır?
Ögretmenin şikayet ve taleplerine duyarsız kalan, göz yuman Il ve Ilce Egitim Müdürleri görevden alınacak mıdır?
Fiziksel ve psikolojik siddet uygulayan, baskı ve yıldırma ile iskence suçu ve görev suçu da işleyen Okul Müdiresi , müdürlük görevinden alınmakla birlikte, neden ögretmenlik görevine devam etmektedir?
Milli Eğitim Sistemi Değişmelidir!
Öğretmenlerin mali, sosyal ve anayasal haklarının yok sayıldığı, mesleki güvenceleri ortadan kaldırıldığı; okul ve iş güvenliği kosullarının bulunmadığı, fiziksel, psikolojik her türlü şiddetin sistematik hale geldiği;
engelli öğretmenler, ücretli öğretmenler, sözleşmeli öğretmenlerin ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarının giderek derinleştiği;
atamalarda mülakat ile Ögretmen Akademisi gibi kurumlarla siyasal tutumların öne çıktığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün kademelerinde, bakanlık teşkilatından, okullara kadar her alanda yoğun siyasi bir kadrolaşmanın kurumsallaştığı;
Milli Eğitim Bakanlığının bütçesi bu yıl için 1 trilyon 943 milyar 965 milyon 746 bin lira! Bakanlık, ögretmenlere (maas özlük hakları , atama, ulaşim, lojman vb ), okullara (alt yapı hijyen, güvenlik vb ) , ögrencilere ( bir öğün yemek, kütüphane, spor salonu vb. ) yapmak yerine , bu paradan Türkiye Maarif Vakfına bu yıl 6 milyar 774 milyon 954 bin liranın aktarılacak olduğu;
(Vakfa, 6 yılda 564 milyon dolar aktarılmış. 2016 da kurulan Vakfın yöneticileri “huzur hakkı” adı altında 2021 itibarıyla çift maaş alıyorlar.)
Ataması yapılmayan öğretmen sayısı ise 1 milyonu aştığı koşullarda;
MEB, 2026 yılı için doğrudan öğretmen ataması yapmayacak!
Artık, Millî Eğitim Akademisi hazırlık eğitim süreci gercekleştirecek ve sonra da öğretmenlerin alan bilgisi ve eğitim bilimleri ölçme süreçleri Milli Eğitim Akademisi Giriş Sınavı (MEB-AGS) ve ÖABT ile yapılacak! Şeffaf olmayan, liyakati esas almayan ve kazanılmış meslek ve çalışma haklarını ortadan kaldıran, bilimsel ve pedegojik bir kazanım sağlamayan, maliyet ve zaman kaybı niteliğinde bir ‘eziyet’ süreci daha dayatılıyor !
Milli Eğitim Bakanlığı eliyle, eğitim sistemi belli bir siyasal-ideolojik temelde adım adım dönüştürülüyor ve yapılandırılıyor.
– Bilimsel, laik, çoğulcu, eleştirel,kamusal, karma eğitimin yok ediliyor. Devlet-kamu eğitimi değersizleştiriliyor ve sistematik olarak, bu alan cemaatlere bırakılmak isteniyor.
-ÇEDES ve benzeri protokollerle tarikat,cemaatlere, medreselerle paralel eğitim alanı inşa ediliyor!
Bu yapı ve anlayıs değişmediği sürece, toplum, yalnızca bir nesli değil, geleceğini kaybedecek!

YORUMLAR