Geçtiğimiz haftalarda Fransa’nın Suriye’deki etkisinin yeterince konuşulmadığını yazmıştık. Bugün yaşanan gelişmeler, o tespitin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO toplantısı öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un rotasını önce Şam’a çevirmesi dikkat çekiciydi. Daha da dikkat çekici olan ise Emevi Camii avlusunda bir petrol anlaşmasının imzalanmasıydı.
Doğrusu, aklımdan şu soru geçmeden edemedim: Neden Emevi Camii?
Bir petrol anlaşmasının cami avlusunda imzalanması bölge ülkelerine, özellikle de Türkiye’ye verilmek istenen sembolik bir mesaj mı? Yoksa bunu fazla mı yorumluyorum? Cami avlusunda ticari ve enerji anlaşmaları imzalanmasını normal karşılayanlar da olabilir. Bu değerlendirmeyi değerli okuyucularımıza bırakıyorum.
Ancak semboller kadar sahadaki gerçekler de önemlidir.
Fransa bugün Lazkiye Limanı’nda etkisini artırıyor. Halep’te serbest bölgeyi alıyor, Halep ticaretinde belirleyici bir konuma geliyor ve şimdi de enerji alanında yeni imtiyazlar elde ediyor.
Yaklaşık yüz yıl önce işgal ettiği coğrafyaya bugün bu kez ticari imtiyazlar üzerinden geri dönüyor. Üstelik bunu sadece ekonomik bir kazanım olarak değil, aynı zamanda güçlü semboller eşliğinde ilan ediyor.
Türkiye’nin bölgede daha güçlü bir aktör olabilmesinin yolu ise bu imtiyazların sınırsız şekilde genişlemesine karşı doğru diplomatik refleksleri gösterebilmesinden geçiyor. Burada ihtiyaç duyulan şey hamaset değil; gerçekçi analiz, doğru diplomasi ve son derece titiz bir devlet aklıdır.
Kimse kusura bakmasın ama Fransa’nın bu ölçüde meydan okuma cesareti bulabilmesinde bizim bazı konularda yaptığımız stratejik hataların da payı olduğunu düşünüyorum.
Kitabın ortasından konuşalım.
Türkiye, Suriye ile bir Ekonomik Münhasır Bölge anlaşmasını gündemine almak zorundadır.
Denizden karaya kadar uzanan bu kadar geniş ekonomik ve ticari imtiyazlar elde eden Fransa’nın, Doğu Akdeniz’de Yunanistan lehine izlediği politika da herkesin malumudur. Böylesi bir tabloda Türkiye, Suriye yönetimiyle bu tür stratejik iş birliği anlaşmalarını hayata geçirmezse, Suriye içerisindeki etkisinin zamanla aşınması kaçınılmaz hale gelebilir.
Bununla birlikte Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ı yakından ilgilendiren yeni riskler ortaya çıkabilir ve Yunanistan’ın Türkiye’yi denizden çevreleyerek karaya hapsetme stratejisine hizmet edecek tatsız gelişmeler yaşanabilir.
Ben söylerim.
Elbette duyan da vardır, bilen de…
Ancak mesele sadece bilmek değildir.
Asıl önemli olan, doğru zamanda doğru adımları atabilecek iradeyi ortaya koyabilmektir.

YORUMLAR