Hikâyesi olan kapılar… Konuşanlar, fısıldayanlar…

Hikâyesi olan kapılar… Konuşanlar, fısıldayanlar…

Antakya Evleri’nin kapı kolları her geçen gün daha da azalıyor, azaldıkça da kent kimliğinden eksiltiyor. Peki, ne hikâyeler barındırıyor, biliyor muyuz? Yeterince anlatıyor muyuz? Kaç tane kaldı, farkında mıyız?

 

Bilen bilir… Antakya evlerinin kapısı direkt sokağa açılmaz. Çünkü ev yaşamı özeldir, kutsaldır. Evlerin dış kapıları, zokmak denilen çıkmaz bir sokaktan, bazen de küçük dar bir geçitten geçilerek sokağa bağlanır. Giriş kapıları genellikle üstü basık bir kemerle, göz hizasından biraz yukarıdan yükseltilmiştir. İçte ve dışta olmak üzere iki kapı vardır aslında. Muhkem bir kapı olan dış kapı içtekine göre daha kalın kesitlidir. Madeni levhalarla kaplıdır ve iri başlı çivilerle de takviye edilmiştir. Kapı şakşağı denilen ve dökme demirden yapılmış, içinde bir küre tutan el şeklindeki kapı tokmakları, kapı bastırağı denen kapı sürgüleri ve iri anahtarlı kilitler, dış kapının hemen dikkat çeken özellikleri arasında yer alır.

Hikâyemiz de burada başlıyor aslında. Evlerin avlusuna girmeden sizi ahşap kapıların üzerinde karşılayan bu özel, özel olduğu kadar anlamlı kapı tokmaklarıyla başlıyor. Sahip oldukları şekiller değiştikçe, gelen misafire fısıldadıkları da değişirmiş mesela. Biraz da o yüzden, kapı tokmaklarını ya da kapı halkalarını Antakya evlerinin mimarîsinden ayrı tutmak mümkün mü? Cevabın ‘Hayır’ olduğunu bilsek de, eldeki gerçek korkutucu… Çünkü dünü anlatan mimarinin ilk adımında geleni karşılayan bu tokmak ya da halkalardan. istenen sayıda kalmadı ne yazık ki. Çoklukla çalındılar ya da meraklıları tarafından söküldüler, hatta antika meraklılarına hatırı sayılır paralarla satıldılar. Geride kalanlar mı? Onlar, ahşap kapıların değişmez süsü olarak tüm heybetleriyle misafirleri içeri buyur etmeye devam ettiler. Peki, ne zamana kadar ederler?

Ne mi istiyorlar. Tek bir şey… Korunmak, sahip çıkılmak, hatta envantere kaydedilmek, bu kent adına bir şeyler anlatılırken o hikayelerin içine dahil edilmek. Bunu yapar mıyız, yoksa yok olmalarını seyre dalar, bekler miyiz? Hangisi?

Tamer Yazar

(Visited 8 times, 1 visits today)