Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Koruma Kurulu Kararına kadar, kimler geldi kimler geçti?

6 Şubat depremleriyle yerle

6 Şubat depremleriyle yerle yeksan olan Hatay’da kentsel planlamanın ucu göründü. Antakya’nın tarihi bölgesine (riskli alan) ilişkin, Hatay Kent Koruma Kurulu Kararı askıya çıktı. Bu kurul kararı merak içinde bekleniyordu ama askıya çıkıncaya kadar Hatay’da bu konuda çok sayıda aktör sahneye çıktı. Bu noktada günümüze kadar gelişen süreci analiz eden gazeteci Volkan İcil; Hatay Valiliğinden bakanlıklara, HBB’den İBB’ye TTV’dan Mimarlar odasına kadar çok sayıda aktörün Koruma kurulu kararına kadarki flörtünü özetledi.
Buna göre daha önce İBB ‘ nin Hatay Kent Planlama Merkezi oluşturarak sürdürmek istediği proje, geçtiğimiz yerel seçimlerde HBB ‘ nin CHP’den AKP’ye geçmesi sonucu Türkiye Tasarım Vakfı’nın ‘Hatay Kent Planı’ projesi olarak sürdürülecekti.
İGA Havalimanı İşletmesi’nin hakim ortağı Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu’nun oğlu da olan mimar, sivil toplum gönüllüsü Mehmet Kalyoncu’nun kurduğu ve başkanlığını Furkan Demirci’ye devrettiği TTV, Hatay’ın bütünü için imar planı hazırlamaya talipti ve Hatay’ı “marka kent” olarak tanımlamıştı.

KORUMA KURULU KARARI ÇIKTI

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Hatay Mimarlar Odası Şube Başkanı Mustafa Özçelik, 11 Haziran’da (dün) Antakya’nın tarihi bölümüne ilişkin duyurulan Hatay Kültür Koruma Kurul Kararı’na temkinli yaklaşıyor.
Özçelik, “Askıya çıkan planın son halini bütünsel bir yaklaşımla değerlendireceğiz. Kentin planına yalnızca kültürel ve tarihsel açısından bakmıyoruz. İnsanların alışageldiği yaşam kültürünün, kent kimliğinin, doğa dengesinin, sürdürebileceği; ekonominin dikkate alındığı bir plan olmalı. Halkın yararı gözetilmeli ki gidenler, dönsünler. Bir aylık değerlendirme ve itiraz süresi sonrasında getirilen önerileri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı değerlendirecek; ya kabul edecek ya da ya da reddedecek” diyor ve ekliyor:
“Askıya çıkan plan, Habib-Neccar Cami, Ulu Cami, Uzun Çarşı gibi kente kimliğini veren tarihi mekanları kapsıyor. Hatay Kültür Koruma Kararı’nı incelerken, bu bölgeye insanları çekebilecek mi, hak kaybına yol açacak mı diye bakacağız. Valilik sunumlarında “müze kent” anlayışı görüyoruz. Oysa bu dini ve kültürel yapıları halk kullanıyordu. Buralar müze anlayışı ile inşa edilirse Antakya yaşayan bir kent olmaz.”

Özçelik Hatay kent imar planında üç farklı yaklaşıma dikkat çekiyor:
“Bakanlık (ÇŞİDB) Toplu Konut İdaresi (TOKİ) eliyle, depremden zarar görmeyen kent çeperindeki boş Hazine arazilerine ve kamulaştırılan arazilere afet konutları yapıyor. İkinci olarak Valilik, kent planının Hatay Büyükşehir Belediyesi ve Bakanlık tarafından oluşturacağını duyurdu. TTV’nin ÇŞİDB ve Turizm Bakanlığı ile imzaladığı protokol dışarda bırakıldı. Kent içinde binaları yıkılan ve hala konteynerlarda yaşayan ya da başka kentlere göç eden depremzedelere konut yapımı önceleniyor. Üçüncü olarak TTV’nin koordinatörlüğünde Antakya’nın kent merkezi için hazırlanan pilot uygulamada, yetkin 16 mimarlık bürosunun projesi yer aldı. Bunlardan bazıları Bakanlık tarafından onaylanmadı.”

İlgili bakanlığın TTV’nin Hatay’ın tümünü kapsayan kent planını kabul etmemesi iki nedene bağlanıyor:

Bir;
planın hazırlanma ve uygulanma aşaması uzun zaman gerektirir.
İkincisi;
maliyeti yüksek. TTV sunumlarında Bakanlığın ileri sürdüğü “finansman sorununa”; kültürel derinliği olan kimlikli bir mimari dokunun finansman da bulabileceği yanıtı veriliyor. Zamana ilişkin çekinceye karşı, dünyada büyük depremler sonrası kısa sürede yenilenen Japonya’dan, İtalya’dan örnekler veriliyor. Netice şu ki; tarihi ve kültürel kimliğini koruyan, halkın hak kaybına uğramayacağı bir kent planını ortaya çıkarması beklenen kamuda, söylem birliği oluşmadı.

ANTAKYA’NIN TEK SORUNU İMAR DEĞİL

Yıkıcı olarak tanımlanan Antakya adı ile anılan deprem sayısı 1900’lü yıllara kadar tutulan kayıtlara göre otuzdan fazla. Depremin yıkıcı etkileri kentsel yaşamı, ekonomik ve sosyo kültürel yaşamı doğrudan etkilemiş, kentin giderek küçülmesine ve bölgesel etkinliğini yitirmesine yol açmış. Arkeolojik veriler ve antik kayıtlara göre Antakya’ nın MÖ 300 yılında kuruluşundan MS 9 Yüzyıla kadar olan süreçte depremler, kentsel dokusunu neredeyse yok etmiş.( Prof.Dr.Hatice Pamir) Yüzyılın Türkiyesi’nin belleğinde taşıması gereken gerçek bu. – Sinan Seyfittinoğlu-