Sivil toplum, bireylerin ortak sorunlar etrafında örgütlenerek seslerini duyurmasını sağlayan ve devlet ile toplum arasında köprü görevi gören en önemli yapılardan biridir. Demokratik katılımı artırarak vatandaşların karar alma süreçlerine dahil olmasına katkı sağlar, aynı zamanda yöneticilerin daha şeffaf ve hesap verebilir olmasına yardımcı olur. Bunun yanında toplumsal dayanışmayı güçlendirir, hak ve özgürlüklerin korunmasına destek olur ve sosyal sorunlara çözüm üretme kapasitesiyle toplumun gelişimine önemli katkılar sunar.
Bir ülkede sivil toplum gelişmemişse, demokrasinin işleyişi zayıflar ve vatandaşların yönetime katılımı sınırlı kalır. Bu durumda toplumun farklı kesimlerinin sorunları yeterince dile getirilemez, kamu kurumları daha az denetlenir ve alınan kararlar toplumun ihtiyaçlarını tam olarak yansıtmayabilir. Ayrıca şeffaflık ve hesap verebilirlik azalır, hak ve özgürlüklerin korunması zorlaşır ve toplumsal dayanışma zayıflayarak bireyler kendilerini daha yalnız hissedebilir. Uzun vadede bu durum, hem sosyal sorunların artmasına hem de demokratik kültürün gerilemesine yol açar.
Ülkemizde maalesef sivil toplumun yeterince kurumsallaşmadığı ve demokratik işleyişin tüm yönleriyle içselleştirilemediği örneklerle karşılaşmak mümkündür. Hatta sivil toplum içerisindeki demokratik olmayan pratiklerin, siyasal alandaki benzer eğilimleri beslediğini söylemek mümkündür.
Güçlü bir demokrasi için yalnızca seçimlerin varlığı yeterli değildir; aynı zamanda güçlü, bağımsız ve demokratik işleyen bir sivil toplumun varlığı da zorunludur. Sivil toplum kuruluşları kendi içlerinde demokratik ilkeleri hayata geçirebildikleri ölçüde, topluma örnek olabilir ve siyasal alandaki demokratikleşmeyi destekleyebilir.
Aksi halde, sivil toplumdaki yapısal sorunlar ve antidemokratik uygulamalar, yalnızca bu kurumlarla sınırlı kalmaz; zamanla siyasal sistemin tamamına sirayet ederek demokratik kültürün zayıflamasına neden olur.
Bu nedenle, sivil toplumun güçlendirilmesi yalnızca sayısal büyüklükle değil; şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcı yönetim anlayışının benimsenmesiyle mümkün olacaktır. Ancak bu şekilde hem sivil toplumun hem de demokrasinin sağlıklı bir şekilde gelişmesi sağlanabilir.
