KUR’AN’A GÖRE ORUÇ-2

Konuya kaldığım yerden devam ediyorum.

Dikkat edilmesi gereken bir konu, orucu uygulamak, başka bir ahlâki ve davranışsal ibad etmeyi, yani muhkem /değişmez bir kuralı yerine getirmeyi engellememeli ve oruç tercihinde ısrarcı olunmamalıdır. Diğer bir ifade ile başkalarına fayda sağlayacak başka bir girişime, işe, çalışmaya engel olmamalıdır. Oruç tutamamaya karşılık fidye prensibi, iş yoğunluğu nedeniyle oruç tutamayacak ve işi zarar görecek kişi için de söz konusudur. Çünkü Kur’an, ilim yapmayı ve çalışmayı, yani başkasına yarar sağlayacak görevde olmayı daha ön planda tutulması gereken bir ibad /Allah’a kulluk etme saymaktadır. Bu konu, Bakara-184’te açıkça belirtilmiş ve oruç açlığı nedeniyle vücudu veya düşünsel kapasitesi dayanamayıp, olumsuz etkilenen ve aksayan kişi için bir fakiri (maddi durumu uygun ise) doyurmak şeklinde yardım etme kolaylığı sağlanmaktadır.

Bakara-184. Oruca uyulacak günler sayılı günlerdir. Ancak hasta veya yolculukta olanınız, bu nefslerinden fedakârlık yapmak üzere vazgeçemediği günlerin sayısınca di¬ğer günlerde vazgeçsin. Veya vazgeçemediği günler karşılığı fidye olarak bir yoksulu doyursun veya oructa olduğu gibi varsa bir ihtiyacını gidersin………

Görüldüğü gibi oruç tutamayacak durumda olup, başka bir fakire orucun fidyesini veremeyecek derecede kendisi de fakir olan için sadece dua etmek ve Allah’tan af dilemek herhalde yeterli olur düşüncesindeyim.

Yine ayette açıkça belirtildiği üzere, orucun süresi olarak net bir ay değil, sayılı günler söylenmektedir. Hz. İbrahim’den itibaren önerilen oruç ayı Muharrem ayı idi ve bütün peygamberler tarafından bu ayda, fakat sayılı günler şeklinde uygulanmıştır. Kur’an’da da oruç tutulacak gün sayısı net verilmemiş ve “Eyyamün ma’dudat-sayılı günler” şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Aynı ifade Bakara-80 ve Al-i İmran-24 ncü ayetlerde de “Eyyamun ma’dudat” olarak ve Cehennem’de kalınacağı zan edilen süre için ve “sayılı birkaç gün” şeklinde, Bakara-203 ncü ayette de Hac uygulamalarının sayılı günler şeklinde yapılması olarak geçmektedir. Dolayısıyla Oruç tutulacak gün sayısının bütün bir ay mı, yoksa daha az gün mü olduğu konusu tartışmalıdır. Orucun bütün bir ay değil de sayılı günlerden kast edildiği gibi sadece 3-9 kadar gün olduğunu ileri sürenler, ayetteki ifade olan “şehra” kelimesinin “Ay” anlamı yanında, ayrıca Araplarda “Ayın en az 3 günkü dolunay hali” anlamında da olduğunu, dolayısıyla da Ramazan’daki bu en az 3 günde sadece ve en az olmak üzere oruç tutulması gerektiğini kabul etmektedirler (Mustafa Cemil Kılıç).. “185. Şehru ramedanellezi ünzile fiyhil kur’anü hüden lin nasi ve beyyinatin minel hüda vel fürkani* fe men şehide minkümüş şehra felyesumhu……). Bakara-185. ayette geçen bu ifadenin “Bütün Ramazan ayı boyuncayı mı, yoksa Ramazan ayı içinde “Dolunayın olduğu” sayılı birkaç günü mü kasdettiği konusu açık belirtilmiş olmadığından, iki görüş şeklinde halen tartışılmakta olan bir konudur. Bazı Alevi gruplarda bu sayılı günler kabul edilirken, genel kabul edilen ve Sünni toplumunda uygulanmakta olan görüş, orucun bütün Ramazan ayında tutulması şeklindedir.
Hasta oluş, sadece ciddi bir hastalık hali demek değildir. Ayrıca kendine, mesleğine ve başkasına zarar verebilecek derecede oruca dayanamayacak kadar kafa karışıklığı yaşamak, bedensel yorgunluk hissedip işini aksatma durumuna düşmeler de birer hastalıktır diye düşünüyorum.

Bakara-222. Ey Peygamber! Sana kadınların aybaşı halini soruyorlar. De ki: “O, kadınlara özgü ve onlara sıkıntı verici bir hastalık halidir. Aybaşı halinde iken onlarla cinsel ilişkiye girmeyin ve kurtuldukları zaman, Allah’ın size uygun olarak yaratmış olduğu üzere onlarla ilişkide bulunun.

Bakara-222 nci Ayetten de anlaşıldığı gibi, oruç süresince beslenmenin olmaması nedeniyle zarar görecek bir hastalığı bulunması gibi, kadınlar için aybaşı kanamalı günler de bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Aybaşı halinin genellikle ilk 2-3 günü bol kanamalı ve sancılı olabilmekte, diğer günlerde ise kişi bu durumuna dayanabilir ve normal yaşantısına dönecek bedensel güce ulaşabilir. Dolayısıyla bu günlerde, hanımlar kendi kararı çerçevesinde olmak üzere orucuna devam etmek istiyorsa devam edebilmelidir. Kur’an’da kadının bu doğal ve sayılı günler olan hastalık halinin oruç dışında başka herhangi bir ibad /Allah’a kulluğunu ifade etmesini, dinin diğer gereklerini yerine getirmesini, Kur’an okumasını veya dua etmesini ve namaz aktivitelerini yerine getirmesini engelleyeceğine ilişkin herhangi bir ayet-mesaj bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu konularda olumsuz görüş bildirme, Kur’an’da olmayan bir yasaklamaya, yani ek haramlaştırmaya girmiş olacaktır.

Oruç tutamayacak kadar vücudu yorup zarar verecek ve acıkma duygusuna tahammülü azaltacak bir yolculuk yapmayı bizce şu kadar saat veya kilometre ile kurallaştırmamalı ve uygulamayı kişinin aklına, sorumluluğuna ve seçimine bırakmalıdır. Çünkü bunu kurallaştırmak demek, kişileri bu kurala uymaya zorlar, yani dinde zorlamaya yol açar.

Şeker hastalığı, kanser, kan hastalığı, karaciğer veya böbrek yetmezlikleri, ameliyat olma ve sonrası iyileşme dönemi, doğum veya düşük yapmış olma ve sonraki günler, ileri kansızlık ve aşırı zayıf olma hali, sara hastalığı (aç kalma ve gece uykuyu bölerek sahura kalkma sakıncalı), yüksek ateşli bir hastalık olması, kalp krizi, beyin krizine bağlı felç, migren tipi baş ağrısı, mide veya oniki parmak barsağında ülser olması gibi hastalıklar, kesin olarak oruç tutulmaması gereken hastalıklardır. Bunun dışında kalan ve oruç nedeniyle aç kalma ile vücuda zarar oluşturmayacak birçok hastalıkta (hafif veya orta dereceden tansiyon yüksekliği, bel veya başka kas ağrıları, hafif baş ağrıları, sıkıntı ve hafif stresli durumda olma, damar sertliği, böbreklerin çalışmasını bozmayan idrar yolları iltihabı, tiroit bezi hastalıkları gibi) doktor müsaadesi şartı ile oruç tutulmalıdır. Bu arada vitamin dışında olup oruç tutmayı engellemeyecek bir hastalıkta alınması gerekli olan ilaçların alınma saati, oruç saati içinde ise, 1-2 yudum su ile ilaç alınabilmeli ve bu ilaç alımı beslenme, açlığı veya susuzluğu giderme ve gıda alınması amaçlı olmayacağı için, orucu bozmayan olarak değerlendirilmelidir. Zaten Bakara-184 ncü ayette oruca dayanma kriteri konmuştur. Dolayısıyla açlığa-oruç tutmaya dayanabilecek bedensel sağlılıkta olup ilaç alması da gerekiyorsa, bu kişi oruç saatlerinde alması gerekli olan ilaçlarını almalı ve orucunu aksatmamalıdır. Böylesi bir kabul, Kur’an’ın kolaylaştırıcı prensibine de uygun olacak ve bir taraftan oruç tutanların sayısı artacak, diğer taraftan da insanlar günah işleme korkusundan da kurtulmuş olacaklardır. Çünkü oruçlu iken oruç tutmayı engellemeyen bir hastalık için sadece ilaç içme girişimi, beslenme ve gıda almaya yönelik olmayan bir davranıştır ve orucun temel hedeflerinden açlığı gidermeyi-yememeyi ve susamışlığı gidermeyi-içmemeyi ihlal etmemektedir. Çünkü orucun bozulması, bilerek yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktır.

Kur’an’ın orucu, ziyafetler orucu değildir. Oruç, en tehlikeli nefsler olan açlık ve şehvet nefsleri ile olumsuzlukları engellemeye yönelik irade terbiyesi amaçlı bir uygulamadır. Dolayısıyla bu oruç ayının, zaten doymuş olanların, daha da doyurulması ve israf sofralarından çıkarılıp, Kur’an’ın özüne uygun olan, fakirin doyurulması şeklinde uygulanması gerekir.
Haftaya kaldığım yerden inşallah devam edeceğim.

NOT- NÖVAK Vakfımızın kitaplarının gelirleri ile Eskişehir Tıp Öğrencilerine burs veriyoruz. Özel günlerinizde kitaplardan alır veya hediye ederseniz bize destek olur ve öğrenci sayımız artar: “DİN VE BEYİN”, “SON DAVET KUR’AN Tercümesi”, “KUR’AN KADINI KORUYOR”, “OKU! Konularına göre Kur’an ayetleri”, “KUR’AN’IN KULU KÖLESİ MEVLANA”, “TEVRAT VE İNCİL’DE ÖNCEKİ İSLAM”, “KUR’AN VE SON İSLAM” ve “ALLAH İLE ANLAŞMAMIZ VAR”