Okunan pek çok romanın, öykünün veya diğer edebi türlerin bir süre sonra unutulduğundan yakınırız. “Unutuyorsak, neden okuyoruz?” sıkça sorulan bir soru. Değişik, birbirine yakın doğru cevaplar verilmiştir. Benim hatırladığım en güzel cevap şu: “Tutun ki bir insan hayatında 20 yıldır değerli ve verimli kitaplar okuyor. Okuduklarının çoğunu unuttuğunu kabul edelim. O kişi, artık 20 yıl önceki kişi değildir. Olumlu yönde bambaşka bir kişi olmuştur.”
Ben 20 değil, 26-27 yıldır adam gibi kitap okuyor, hasbelkader bir şeyler yazıyorum. Peki, 26-27 yıl önceki kişi miyim? Hayır. İyi ki de değilim, iyi ki de okumuşum. Ancak okudukça, yazdıkça evdeki dergi ve kitap sayısı doğal olarak arttı. Öyle bir zaman geldi ki, artık evin muhtelif yerlerine dağılmış kitaplar, dergiler, gazete kesikleri, notlar… kontrolümün dışında. Bir şey aramaya kalksam… ara ki bulayım!
Okuduğum edebi türde beğendiğim yerlerin mutlaka altını çizerim. Çünkü geri dönüp bakmam gerekiyorsa, öncelikle altı çizili yerlerin benim için değeri büyük. Kitabı yeniden okumak için zaman yok maalesef.
Kısa bir süre önce Edebiyat Haber Platformu’unda bir yazı yayımlandı. “Kitap Kurtlarının Büyük Çelişkisi: Taşınırken Kitaplığı Ayıklamanın 10 altın Kuralı” başlıklı. On kuraldan biri, “Altı Çizili Kitaplar Baş Köşeye” başlıklı. Açıklamasında şu satırlara yer verilmiş: “Sizin için gerçekten ufuk açıcı olan, satır aralarını karaladığınız ve dönüp dönüp okuduğunuz kitapları en kolay erişilebilir yerlere koyun. Çünkü onlar kim olduğunuzun bir parçasıdır.” Çok sevindim, çok sevdim bu yazıyı. Bu türden kitaplar benim de başucu kitaplarımdır.
6 ve 20 Şubat depremlerinden sonra evdeki kitap-dergi ve benzerlerinin neredeyse yarısını değişik değişik yerlere bağışladım, verdim. Yüküm azalmıştı. Ancak bağışladığım ve verdiğim kitapların içinde, altını çizdiğim satırlar da vardı. Bir süre sonra aklıma gelip bakmak istediğimde, “Eyvah! Artık bu kitap-dergi bende yok,” dediğim çok olmuştur. Ama yine pişman değildim. Benim bir zamanlar okuduklarımı başkaları okuyacak. Belki onlar da zamanla olumlu yönde değişecek, dünya hakkında, yaşam hakkında daha doğru bir bakış açısı yakalayacaklar.
Üç-dört ay önce, 1955 doğumlu Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in, Kâğıt Ev adlı kitabını okudum. Seksen dokuz sayfalık kitabı çok beğendim. Aslında uzun bir öykü, yani bir novella. Kitap okuma tutkusu ve bu tutkunun hastalık halini alması üzerine bir kitap. Kitap okumayı seven, kitaplara düşkün, kitap dostu olan insanlara bibliyofil deniyor. Sevginin normal olduğu bu hallerde kişi değer verdiği kitapları okuyabildiği kadar okur, saklar. Hatta artık bulunmayan kitapları sağdan soldan, şuradan buradan, sahaflardan bulup toplar. Ancak bu ilgi hastalık derecesinde olur, kitaplar satın alınıp okunmadan biriktirilir ve depolanırsa bibliyomani söz konusudur. Kitap okumak için gecenin gündüze katıldığı, kişinin kendisini bundan alıkoyamadığı, dış dünya ile bağların neredeyse tamamen koparıldığı durumlara ise bibliyobibuli deniyor. Neyse ki ben ilk tanımın içindeyim. Bir bibliyofil! Kitap okumayı seven, kitap düşkünü, kitap dostu bir insansı fil!
“Kâğıt Ev” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Zaten öyle çok uzun bir kitap değil. İstenirse 500 sayfaya yayılarak yazılabilirdi. Ama yazar inanılması zor harika bir kurguyu roman olarak değil, öykü olarak sunmuş biz okurlara. E, madem o kadar söz ettim kitaptan. Birkaç alıntıyla bitireyim.
- “Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak, ona sahip olmaktan daha zordur.” (s.20)
- “İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.” (s.38)
- “…bir okur zaten var olan bir yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur.” (s.44)
- “İnsan pek çok kitabı fethedebilir ama bir kâşif onları yönetmekle yükümlüdür.” (s.49)
KAYNAKLAR
- https://www.edebiyathaber.net/kitap-kurtlarinin-buyuk-celiskisi-ev-kuculturken-kitapligi-ayiklamanin-10-altin-kurali/, 13 Temmuz 2026
- Kâğıt Eve, Carlos Maria Dominguez, Jaguar Kitap, 23. Baskı, Şubat 2026.
Muhsin Boz
