Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Mehmet Karasu

PORSUK’UN KIYISINDAN ANTAKYA’YA: SANAT, KOKU VE DOSTLUK

 

Bazı kentler vardır; aradan yıllar geçse de insanın belleğinden silinmez. Çünkü kentleri yalnızca sokakları, meydanları ve binalarıyla değil, orada biriktirdiğimiz anılar, dostluklar ve yaşanmışlıklarla hatırlarız.

Eskişehir benim için böyle bir kent. Ancak bugün Eskişehir’i anlatırken aklımın ve yüreğimin bir köşesinde hep Antakya var. Biri Porsuk’un, diğeri Asi’nin kıyısında hayat bulan bu iki kent, benim yaşamımda kültürün, dostluğun ve umudun ortak hikâyesini oluşturuyor.

1990’lı yıllarda Eskişehir’de öğretmenlik yaptım. Öğrencilerim oldu, dostluklar kurdum; bu kentin kültür ve sanat yaşamından çok şey öğrendim. Daha sonra edindiğim deneyimleri kendi kentim Antakya’ya taşımaya çalıştım. Çünkü kentler de insanlar gibidir; birbirlerinden öğrenir, birbirlerine dokunur ve birbirlerinde iz bırakırlar.

Sonra 6 Şubat depremleri geldi. Antakya’nın sokakları, evleri ve anıları ağır bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Hayatımızdan çok şey eksildi. Depremin ardından eşim Nebihe ile birlikte yolumuz yeniden Eskişehir’e düştü. Bu kez geçmişin güzel anılarını taşıdığımız kadar büyük acılarımız da vardı.

Eski öğretmen arkadaşlarımız, öğrencilerimiz, yazar ve sanatçı dostlarımız bizi yalnız bırakmadılar. Oğlumuz Dr. Umut Karasu’nun bizi tarihî Odunpazarı’ndaki bir eve yerleştirmesiyle yeniden hayata tutunmaya başladık. Torunlarımızın sesleriyle dolan o ev, bizim için yalnızca bir barınak değil, umudun yeniden filizlendiği bir yer oldu.

Eskişehir bize bir kez daha gösterdi ki dayanışma, zor zamanlarda anlam kazanan en değerli insanlık bağlarından biridir.

Kokuların belleğinden Antakya’ya

Geçtiğimiz hafta,, “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında düzenlenen “Birinci Yunus Emre Kültür Sanat Etkinlikleri” bizi yeniden sanatın, edebiyatın ve dostluğun çevresinde buluşturdu.

Eşim Nebihe Karasu ve Eskişehir’de tanıştığımız felsefe öğretmeni Gül Hanım Tüysüz ile birlikte, şair, sanatçı ve küratör Nihat Özdal’ın hazırladığı “Odysseia’da Neşe’nin Kokusu – Dönüş” adlı olfaktif serginin açılışına katıldık. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ayşe Ünlüce ile Nihat Özdal’ın açılışını gerçekleştirdiği sergiye sanatçılar, yazarlar ve edebiyat dostları yoğun ilgi gösterdi. Haydar Ergülen, Rahmi Emeç ve Çiğdem Sezer gibi dostlarla yeniden buluşmak da günün güzelliklerindendi.

Nihat Özdal, çalışmalarında koku, edebiyat ve hafıza arasındaki görünmez bağları araştırıyor. Çünkü kokular bazen sözcüklerin anlatamadığını anlatır; bizi çocukluğumuza, eski evlerimize, sevdiklerimize ve unutamadığımız kentlere götürür.

Antakya’yı düşündüğümde benim de belleğimde pek çok koku canlanıyor: Defne ağaçları, baharat, kahve, yağmurdan sonra toprağa yayılan o tanıdık koku… Eski taş evlerin avluları, dar sokaklar, komşuluklar ve farklı kültürlerin iç içe geçtiği yaşam…

6 Şubat’tan sonra yalnızca evlerimizi ve sokaklarımızı değil, o mekânlara ait sesleri, kokuları ve gündelik hayatımızın izlerini de özlemeye başladık. Bu nedenle sergi, benim için sıradan bir sanat etkinliğinin çok ötesindeydi. Antakya’nın yaralı belleğine dokunan özel bir deneyimdi.

Serginin adı Homeros’un Odysseia destanını, Odysseus’un yıllar süren yolculuğunun ardından evine dönme arzusunu hatırlatıyor. İşte bu dönüş düşüncesi, biz Antakyalılar için çok derin bir anlam taşıyor.

Çünkü insan bazen yalnızca evine değil, çocukluğunun sokağına, dostlarının sesine, bir ağacın gölgesine, taşına ve toprağına dönmek ister. Bugün Antakya bizim için uzun, zorlu ama umudumuzu kaybetmeden sürdürdüğümüz bir dönüş yolculuğudur.

Antakya’nın yeniden ayağa kalkması, yalnızca binaların ve yolların yapılmasıyla mümkün olmayacaktır. Kentin kültürel hafızasının, çok kültürlü yaşamının, komşuluk ilişkilerinin ve sanatının da yaşatılması gerekir. Eskişehir’in kültür ve sanat birikimiyle Antakya’nın köklü kültürel mirası arasında kurulacak bağlar, bu yeniden doğuşa katkı sağlayabilir.

Dilerim iki kentin sanatçıları, yazarları, öğretmenleri ve gençleri daha sık bir araya gelir; sergiler, şiir buluşmaları ve ortak kültür projeleriyle birbirlerinin hikâyelerini tanır. Çünkü sanat, kentleri birbirine yaklaştıran en güçlü köprülerden biridir.

Porsuk’tan Asi’ye uzanan umut

O gün Eskişehir’de pek çok yolculuk iç içeydi. Nihat Özdal kokuların izinde belleğin derinliklerine uzanıyor, Homeros’un Odysseus’u evine dönmeye çalışıyor, biz eski dostluklarımızla yeniden buluşuyorduk. Benim düşüncelerim ise bütün bu yolculukların ardından yine Antakya’ya ulaşıyordu.

Yıkılmış evleri, kaybettiğimiz insanları ve yaralı sokaklarıyla Antakya… Ama aynı zamanda kültürel zenginliğiyle, insan sıcaklığıyla ve yeniden ayağa kalkacağına dair inancımızla Antakya.

Eskişehir bana yıllar önce çok şey öğretti. Bugün de sanatın insanları nasıl buluşturduğunu, dayanışmanın acıları nasıl hafiflettiğini ve dostluğun yıllara nasıl meydan okuduğunu gösteriyor.

Dileğim, Porsuk’un kıyısında tanık olduğumuz kültürel canlılığın Asi’nin kıyısına da ulaşması; Eskişehir ile Antakya arasında sanatın, edebiyatın ve dayanışmanın yeni köprüler kurmasıdır.

Bazı kentlerden ayrılırsınız ama o kentler sizden ayrılmaz. Bazı kentleri ise bütün acılara rağmen kalbinizden çıkaramazsınız.

Eskişehir, hayatımın her döneminde iz bırakan kentlerden biri. Antakya ise bütün anıları, acıları ve umutlarıyla yeniden kavuşmayı beklediğim evim.

Porsuk’un kıyısından Asi’nin kıyısına uzanan bu yolculukta içimde üç duygu kaldı: Sanatın kokusu, dostluğun sıcaklığı ve Antakya’ya dönüş umudu.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER