Yıllar önce çalıştığım bir hastanede yaşanan tatsız bir olay nedeniyle, yaşlı bir hastaya, “Amca idare et,” demiştim. Hasta hızını alamamış, hazır cevap yapıştırmıştı: “Ben idare lambası mıyım ki, her şeyi idare edeyim?!” Hazır cevap karşısında koyuvermiştim kahkahayı. Kahkahamla ortam yumuşamış ama hastanın verdiği cevap beni bugünlere, şu yazıya getirmişti; getirdi.
E, önce idare lambasını tanıyalım önce. Aslında biraz biliyoruz, tanıyoruz ama bilmediğimiz bir veya birkaç özellik vardır. Google arama motoruna başvurduğumda, “Elektriğin olmadığı dönemlerde kullanılan, gaz yağı veya ispirto ile çalışan basit bir aydınlatma aracıdır. Metal veya cam bir hazne, fitil ve alevi koruyan küçük cam şişeden oluşur. Temel amacı, az yakıtla uzun süreli, düşük seviyede aydınlatma sağlayarak karanlığı idare etmektir.” Az ve öz bir bilgi. Bayıldım bu açıklamaya. Karanlığı idare etmek! Aslında sadece karanlık idare edilmiyor elbette. Yakıtın kendisi de idare ediliyor, tasarruflu kullanılıyor. Azar azar, gıdım gıdım, yavaş yavaş.
Yazar Ursula K. Leguin’in “Mülksüzler” kitabında, pek çok cümlenin altını çizmişim. İki cümle aynı sayfada (s.147) İlki, “İnsanlar, işleri yürütmekle insanları yönetmek arasında çok dikkatli bir ayırım yapıyorlardı” Bir diğer cümle ise, “Yönetilmeye izin vermek, her zaman en kolay.” Demek ki neymiş? İnsanları yönetenler var, yönetilen insanlar var. Herkesçe bilinen bilgiler. Tarihte pek çok medeniyetin yönetenleri vardı, yönetilenleri vardı. Ama önünde sonunda hepsi çöktü. E, o zaman şunu düşünmekle yanılmış olmayız. Demek ki iyi yönetilememişler. Yönetmek, o kadar kolay olmasa gerek.
Gerçekten kolay değil. Bırakın bir ülkeyi, devleti, imparatorluğu… en küçük bir birimi yönetmek bile bazen çok zor.
“Yönetmek” ve “idare etmek” birbirinin eş anlamlısı. Ama… “Ama” sı var. “Alttan almak” aynı anlamlara gelmese de birbiriyle ilintili, birbiriyle ilişkili. “Yönetmek” TDK’ya göre, “Bir kurumu kurallara uygun işletmek, idare etmek, bir çalışmaya yön vermek veya bir sanat / oyun projesini sahnelemek / yürütmek,” anlamına gelir. “İdare etmek” in TDK’ daki tanımına gelince: “Yönetmek, çekip çevirmek, bir işi yürütmek, tutumlu kullanmak veya idareli harcamak.” “İdare etmek” i “yönetmek” ten ayıran, ama dedirten neymiş? “Tutumlu kullanma”, “idareli harcama”. İşte amcanın demek istediği… İdare lambasının gaz yağını idareli bir şekilde kullandığını ve aslında bu şekilde karanlığı yönettiğini… TDK’da “idare etmek” için daha açıklayıcı bir bilgi var: “Birini hoş görmek / göz yummak veya kısıtlı imkânlarla durumu kurtarmak…” Demek ki yaşlı amcaya “idare et” dediğimde bunu da istemişim farkında olmadan: “Nahoş durumu hoş gör, göz yum, imkânlarımız kısıtlı.” Alttan almak, “Bir tartışma ve gerginlik anında, karşı tarafın öfkeli davranışlarına, haksız ve sert sözlerine aynı şekilde karşılık vermeyip, durumu yumuşatmak için sabırlı, sakin ve hoşgörülü davranmak…” Demek ki yaşlı amcaya, “alttan al” deseymişim, pek yanlış olmazdı sanırım. “Yani alttan al ki, şu gergin ortamı idare edebileyim, yöneteyim,” isteği, mesajı… Ama amca durumu kabullenmemiş, elektriğin henüz mahallemize gelmediği, annemin karanlığı delmek için kullandığı idare lambasını bana / bize hatırlatmak amacıyla dudaklarından dökmüştü sözcüklerini: “Ben idare lambası mıyım?”
Neticede, “yönetmek” ve “idare etmek” neredeyse birbirlerinin eş anlamlısıyken, “alttan alma” daha farklı anlamlarda… Yönetenin; daha rahat yönetebilmesi için yönetilenlerden isteği, “hoş gör”, “göz yum” gibi istekler.
Tarih boyunca yönetenler, yönetilenlerden bunu istedi. Yönetilenler de istekleri yerine getirdiler: hoş gördüler, göz yumdular, çalmaya ses çıkarmadılar, sustular… Yönetenler, sınır tanımadığı için çöküşler oldu. Ya görmediler veya gördüler de şahsi menfaatleri daha ön plandaydı.
Ursula K. Leguin’in kitabına aldığı ve altını çizdiğim iki cümleye yeniden dönüş yaparak okuyun lütfen. Bu defa bu iki cümle için ben yorum yapmayacak ve kafa yormayacağım. Bu iş sizin sevgili okurlar!
KAYNAKLAR
- Mülksüzler, Ursula K. Leguin, Metis Yayınları, Yirmi yedinci Basım: Ekim 2024

YORUMLAR