Bulutumsu

Öyle ya da böyle, dijital çağ vurgusu hemen her yanımızda…

Ve belki insan kavramının yeniden tanımlanması zorunluluğu…

Bir kara delik veyahut bir moleküler sıçrayış…

Geleceğe uzanan bir hecenin yeniden yansıması belki…

Umut nerede başlar, gelecek nerede diye inleyen mevsim

Fener alayları nerede diye…  

Sırt sırta vermiş ağaçlar, ırmaklar ve sonra ormanlar,

Gökyüzü ve kuyruğuna sımsıkı sarılı uçurtmalar…

Birileri düşlerimizi yırtmış olabilir…

Ritmin durgunluğu sezmek neyse o… Coşkudan uzak renkleri, sesi ve ivmeyi…

İçimizin dışına taşmasına sebep olan bir yırtık bu…

Doğanın ve insanın, rasyonel biçimde incitilmesi hali…

Yokluk ve yoksulluğun…

Anlam ve karmaşanın

Sesi az çıkanın yok sayıldığı, popüler olanın en iyi diye alkışlandığı bulanıklık…

 “Gökyüzüne bakıp,  sayılamayacak kadar yıldız saymak istiyorum…” diye söyleniyor kızım

 “Çok yıldız, çok hayal demekmiş” diye

Yıldızlarla çevrili bir teleskop ne şanslıdır kim bilir” diye diye…

Kaygılı bir denklemin karmaşasına, ucu açık bir tebessüm sığdırmalı…

Geleceği olan bir umut…

Geçmişten kopan her sözcüğe basit bir karşılık bulmalı…

Mutluluğun aritmetiğine dokunur gibi…

Öyle ya da böyle, dijital çağ vurgusu hemen her yanımızda…

Ve belki insan kavramının yeniden tanımlanması zorunluluğu…

Kasvet tükenmez

Esnemez

Geride kalmaz…

Ancak her şeye rağmen, yaşamayı öğrenmek diye sıradan bir ivmeye kulak vermeli…

Yaşamak…

Bir uğultu ya da insanlar arası bir yalnızlık

Herkes herkesin karşılığı ve herkes herkesin derdine devaymış algısına kapılmadan

Doğanın hiçbir kaygısı yokmuş yanılgısına

Umuda göz kırpan ilk gözlem değil sanırım…

Tükenişe yaklaşan bir bedenin, gizliden yanaştığı bir sıçrama da…

Hangimiz içimizdeki oyuğa sırt çevirebilir ki?

Tersinmelerin bu kadar yaygın olması bir tesadüf mü?

Ya da sersem öfkelerin acı devşirdiği bu umarsızlık…

İnsanlar dalgın yürümek zorundaymış gibi…

Bezgin ve umarsız

Sessiz ve adımsız…

Bir umut kaç başarılı kurguyla irkilebiliyorsa o…

“Bir gezgin gibi tek başına, uzun süre

Durdum, baktım en uzaktaki yola

Bükülüyordu çalılıkların arasında;…”i  diye yazmış Frost

Yıldızlarla çevrili bir teleskop ne şanslıdır kim bilir?

Mavi bir ritimle çevrili balıklar…

Moleküler bulut olmanın çok ötesi

Bir sıçrayış…

Eksi bir yerine, artıyı yakalamak…

Umut nerede başlarsa orası, gelecek nerede başlarsa…

Sırt sırta vermiş ağaçları, ırmakları ve sonra ormanları,

Gökyüzü ve kuyruğuna sımsıkı sarılı uçurtmaları…

  iYol İkiye Ayrıldı, Robert Frost, Çeviri: T. Asi Balkar