Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Yusuf Cemil Karaçay
Yusuf Cemil Karaçay

Hatay Ayağa Kalktı Masalı: Gerçekler Diz Boyu Su

Asrın felaketi” denilen depremlerin üzerinden üç yıldan fazla zaman geçti. Bu tanımın, sorumluluğu büyütmek yerine daraltmak için seçilmiş bir ifade olup olmadığı hâlâ tartışmalı. Ancak tartışmasız olan bir şey var: Hatay’da hayat, her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Bugün bazı çevreler “Hatay ayağa kalktı” diyebiliyor. Fakat aynı şehirde yaşayan insanlar için bu cümlenin gerçeklikle hiçbir ilgisi yok. Ortada bir “ayağa kalkma” değil, büyük bir algı yönetimi var.

 

Sosyal medya Hatay’ı, gerçek Hatay’ı yok sayıyor

Sosyal medyada çizilen tabloya bakıldığında her şey kontrol altında, her şey normalleşmiş gibi gösteriliyor. Ancak sokakta durum bambaşka.

Yağmur yağdığında yollar göle dönüyor, çukurlar araçları yutuyor, bazı mahallelerde ulaşım neredeyse imkânsız hale geliyor. Elektrik kesintileri saatleri değil, günleri bulabiliyor. Altyapı ise hâlâ “geçici çözümler” ve “çalışmalar sürüyor” cümlelerinin arasına sıkışmış durumda.

Ama ne hikmetse her kriz anında aynı cümle devreye giriyor: “Teyakkuzdayız.”

 

Sorumluluk değil, sürekli mazeret üretimi

Bu şehirde artık alışılmış bir yönetim refleksi oluşmuş durumda:
Sorun varsa açıklama hazır.
Çözüm yoksa gerekçe hazır.

Deprem olduğunda “asrın felaketi”, yağmur yağdığında “olağanüstü hava şartları”, altyapı çöktüğünde “küresel ve bölgesel etkiler” …

Liste uzayıp gidiyor. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, neredeyse her sorun için dışarıda bir suçlu bulunuyor. İçeride ise sorumluluk alan kimse yok.

 

İki farklı Hatay: anlatılan ve yaşanan

Ortada iki ayrı Hatay var:

Birincisi; basın bültenlerinde, sosyal medya paylaşımlarında, ziyaretlerde anlatılan Hatay…
İkincisi ise; her yağmurda sular altında kalan, yolları çöken, günlük yaşamı aksayan gerçek Hatay…

Bu iki Hatay arasındaki makas giderek açılıyor. Ve en tehlikelisi şu: Anlatılan Hatay, gerçeğin yerini almaya başlıyor.

 

“Buna da şükür” psikolojisi

Daha acı olan ise toplumun bir kısmının bu tabloya alışması. Sürekli tekrar eden sorunlar, zamanla tepkiyi azaltıyor. Ardından çok tehlikeli bir cümle yerleşiyor:

“En azından eskisinden iyi…”

Bu cümle, aslında başarısızlığın normalleştirilmiş halidir. Çünkü sorun çözülmemiştir, sadece katlanılabilir hale getirilmiştir.

 

Gerçek soru: Ne bekleniyor?

Asıl mesele artık şudur:
Bu şehirde insanlar daha neyi bekliyor?

Her kriz sonrası aynı açıklamalar, aynı ziyaretler, aynı vaatler… Ama değişmeyen tek şey günlük hayatın zorluğu.

Vatandaş artık açıklama değil, sonuç görmek istiyor. Çünkü sorun artık “geçici” değil, “kalıcı bir düzene” dönüşmüş durumda.

 

Son söz

Hatay’ın ayağa kalktığı söyleniyor.
Ama sorulması gereken asıl soru şu:

Kimin Hatay’ı ayağa kalktı?
Çünkü sokakta yaşayanların bildiği Hatay, hâlâ yerinde sayıyor.

Ve belki de en kritik nokta şu:
Bir şehir gerçekten ayağa kalkmıyorsa, sorun doğada değil, yönetim anlayışındadır.

 

Kapanış notu

“Bir toplum, kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah da onlara verdiği nimeti değiştirmez.”
Ra’d Suresi, 11. Ayet

“Kemâ tekûnû yuvella aleyküm” (Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz / Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar)
Hadis-i Şerif (Acluni, Keşfü’l-Hafa)

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON HABERLER