Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Hayatı Keşfedin

Keşfedin ve ertelemeyin Lagoon

Keşfedin ve ertelemeyin

Lagoon 400 model katamaranıyla 2 Eylül 2017 tarihinde start verdiği dünya turunda şu ana kadar 10 bin km’yi ve 35 ülkeyi gerisinde bırakan Antakyalı Selim Ekmekçioğlu (55), bu heyecan verici turunu 2020 senesinde tamamlamayı hedefliyor. Şu ana kadar 3 ayrı isimle yolculuğunu sürdüren Ekmekçioğlu, finali eşi Şeyda Ekmekçioğlu ile beraber yapacak. Mesajı mı? Çok net…

Herkesin rüyasıdır bir gün emekli olmak ve ardından ertelediklerini ve ‘keşke’ dediklerini yaşamak. Hep denildiği ve tekrar edildiği gibi aslında… Kimi bir sahil kasabasına yerleşmeyi, kimi teknesiyle balık tutmayı, kimi de şehirden uzakta sakin bir hayat geçirmeyi hayal eder. Dünya’yı gezme fikri mi? Hem de tekneyle! Sanırım çok az kişi böylesi bir hayalin peşinden gider ve çok az kişi de o hayali gerçek kılar…
İşte o ‘gerçek’ noktasında duran isimlerden biriyle bir araya geldik geçtiğimiz günlerde. Sabancı Holding’de üst düzey yöneticiyken emekli olan ve ardından yaşamı ve dünyayı keşfetmek için denize açılan Ziraat Mühendisi Selim Ekmekçioğlu ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
2 Eylül 2017 tarihinde start verdiği dünya turunda şu ana kadar 10 bin km’yi ve 35 ülkeyi gerisinde bırakan Antakyalı Selim Ekmekçioğlu’nun (55) hedefinde 120 ülke var ve kat etmesi gereken 34 bin km daha… O yüzden de merak ettiğiniz soruları sorduk kendisine ve bu keyif veren sohbetin, ertelenen yaşamlara ve biriken ‘keşke’lere ilham olmasını diledik.
Karayipler’deyken yazdığı bir mektupta yolculuğunu anlatan ve “En büyük dileğim, bu yazıyı okuyan ve istek duyan onlarca kişinin de dünya turu yapabilmesi, bu macerayı yaşayabilmesi…” diyen Selim Ekmekçioğlu’nu fazla bekletmeden, başlayalım…

2017 Eylül ayında başlayan ve 2020’de bitmesini planladığınız tekneyle dünya turunun ve hikâyenin başlangıç gününe dönelim mi? Emekli olduktan sonra herkesin yapmak istediği bir şeyler, bir hayali vardır, ama… Dünya turu bambaşka bir şey! Nasıl başladı? Nasıl karar verdiniz?

Sabancı Holding’de çalışıyordum. Hatay ve Güneydoğu Anadolu sorumlusuydum. Ardından Ege Bölge Müdürü olarak İzmir’e atamam yapıldı. Çok yoğun çalıştığım için, iki tane kaçış noktam vardı kafa dinlemek için… Bir tanesi Urla, diğeri de Seferihisar. Orada hem balıkçı barınakları hem yelkenliler vardı. Aslında denize ve teknelere olan ilgim burada başladı diyebilirim. Hatta burada bazı tekne sahipleri ile diyaloglarımız oldu ve şunu sormaya başladım kendime… ‘Acaba ben de bir tekne almalı mıyım?’ Ardından, “Tekneyle seyahat nasıl olur” gibi düşünceler ise beni bu yönde bazı kurslara yöneltti zaman içinde. Yani, mihenk taşı, İzmir’e atamamın yapılması oldu. Zira Antakya’da deniz kültürüm çok fazla yoktu.

Peki, dünya turu kısmına nasıl geldi, bu merak ve ilgi?

Yelkenlilere ilgi duymaya başladıktan sonra, Türkiye’de dünya turu yapmış isimleri takip etmeye ve yazdıkları kitapları okumaya başladım. Bu isimlerden biri de Sadun Bora oldu. Zaten bu süreçle beraber bende de ‘dünya turu yapmak istiyorum’ fikri gelişmeye başladı. En başta ihtiyacım olan şeyi, kaptanlık belgesini aldım, ardından da kısa mesafe telsis belgesini. 2011 yılında kendimi tamamıyla emekliye ayırmamla beraber, ilk iş olarak tekne aramaya başladım. Aradığım tekneyi ise Göcek’te buldum. Teknenin asıl ismi ‘Never Mind’dı. Ancak satın aldıktan sonra ismini değiştirdim ve oğlumun ismini koydum! Murat Reis… Ve onu dünya turuna hazırlamaya başladım. Ama hazırlarken de, her şeyin en iyisini yapmaya çalıştım diyebilirim. Ama yol boyunca öyle tekneler gördüm ki, okyanusa açılan, Atlantik Okyanusu’nu geçen… Bildiğiniz sıradan bir balıkçı teknesini bozup, ortasına bir direk koyanlar vardı mesela! Anlayacağınız, her şey bütçenizle alakalı… Bu bütçe devasa da olabilir, burada olduğu gibi çok küçük bir şey de. Yeter ki isteyin…

Sizin tekneye gelirsek… Bilmeyenler için biraz anlatır mıyız?

Benim tekne, bir katamaran. Katamaranların özelliği çift gövdeli olmasıdır. Rahat ve konforlu bir tekne olduğunu söyleyebilirim. 2010 model, ikinci el bir tekne. Ancak önceki sahipleri (Bir Fransız tarafından sipariş verilmiş, ama kullanılmadan el değiştirmiş) tarafından çok az kullanıldığı için neredeyse sıfır noktasında bir tekne. Jeneratörü, odalarındaki kliması ve yelkenleri için kullanılan elektrikli vinçleri gibi ayrıcalıklı kısımları olan bir tekne. Teknemi 215 bin Euro’ya aldım. Ancak yolculuk hazırlığı ve eklemeler derken, bu rakam 260 bin Euro’ya kadar yükseldi.

Peki, hazırlık ne oldu?

En önemlisi harita… Navigasyon siteminin bozulma ihtimaline karşı, telefonuma ve tabletime harita yüklemesi yaptım. Bu şekilde, izleyeceğim rotayı güvence altına aldım. Diğer ihtiyaçlar arasında birkaç adım öne çıkan şey, su yapıcı oldu. Bu, çok önemli… Ne işe yarıyor diye soracaksınız! Deniz suyunu kullanılabilir hale getiriyor. Bunların yanı sıra elektrikli bir tencere aldım. Tüp biterse kullanmak için… Asimetrik balon yelken de bu hazırlıklara dahil diğer önemli bir detay… Bunların dışında motorların bakımı yapıldı, yedeklemeler yapıldı. Yolculuk için alınan yiyecekler (pirinç, un, kuru fasulye, barbunya gibi) ise bir vakum makinesi yardımıyla ufak parçalar halinde ayrıldı. Öğünlük hale getirildi.

Hiç kara görmeden gittiğiniz mesafe ne oldu?

Toplamda 2100 mil… Cape Verde Adası’ndan Karayipler’e giderken! Bunun karşılığı mı? Tam 14 gün. Bu süre içerisinde hiç kara görmeden ilerledik.

Bu nasıl bir his?

Aslında ilk başlarda hafif bir stres ve korku olmuyor değil… İlk 5-6 gün böyle geçiyor. Ardından etrafı izlemeye başlıyorsunuz! Hatta öyle ki, o 5-6 günün sonrasında sıkılmaya başlıyorsunuz. Yaptığınız şey; kitap okumak, film izlemek ya da oyun oynamak oluyor! Ama diğer taraftan, Türkiye’de bu işi yapan çok az insandan birisiniz ve bunun da farkındasınız, ki bu da size ayrı bir gurur veriyor. O ana katılan bu his çok, ama çok özel…

Denizlere dair korkutucu filmler izleyenler, binlerce mili geride bırakan sizi ve hikâyenizi eminim merakla takip ediyor ve okuyor. Peki, şimdiye kadar her şey yolunda ilerledi ama, hiç korkmadınız mı?

Deniz kültürüne çok uzak insanlar olduğumuz için denize açılma fikri, haklısınız, pek çok kişiyi korkutuyor. Emin olun, denize saygı duyduğunuz ve kuralları da bildiğiniz sürece deniz sizi koruyor ve çok güzel bir şekilde sizi kucaklıyor. Ama şunu da asla yapmayacaksınız… Yani, kahramanlık yapıp da ‘ben fırtınada da yola çıkarım’ demeyeceksiniz. Şu bir gerçek ki, denizle şaka olmaz!

Denizi ve meteorolojiyi yakından takip ederek yola devam ediyorsunuz. Değil mi?

Aynen… Bu konuda en büyük yardımcım, uydu telefonum. Zaten bu telefonu almamın en büyük sebebi de bu. Düzenli olarak hava durumunu takip etmek ve yolculuğun güvenliğini de bu şekilde sağlamak… Biraz önce bahsettiğim ve tam 14 gün boyunca denizde olduğumuz dönem gibi. O süreçte 10 günlük hava durumu alarak yola çıktık. Bu çok önemliydi.
Dediğim gibi, denizle şaka olmaz.
Hem de hiç!

Hedefte 120 ülke var. Yani, turunuzu tamamladığınızda geride koca bir dünyayı bırakmış olacaksınız. Merak ettiğim şu aslında… Bu kadar farklı coğrafya, farklı kültürler, insanlar, ülkeler derken… Sizde değişen ne oldu? Hayata dair, kendinize dair…

Aslına bakarsanız, hiç değişmedim. Bu yolculuğa başlamadan önceki Selim Ekmekçioğlu ile bugünkü ben arasında hiç fark yok. Ama şöyle bir şey var… Bu benim rüyamdı ve şu an bu rüyamı gerçekleştiriyorum. Bu anlamda mutluyum diyebilirim. Çünkü 55 yaşındayım ve sağlığım yerinde. Bunu şu an yapabilecek durumdayım ve o anlamda ‘yapmalıyım’ diyorum.

Dünyayı bu anlamda turlayan çok fazla Avrupalı ve Amerikalı örnek var sanırım. Doğru mu?

Aynen… Hatta şöyle anlatayım size… Grenada (Karayip Denizi’nde, doğusunda Atlas Okyanusu yer alan ada ülkelerinden biri) Adası’ndayım. Teknemi karaya, park yerine çekeceğiz. Sıramı bekliyorum. Orada benim dışımda bekleyenler de var tabi. Beklerken, konuşup tanıştığım kişilerden biri de size bu anlamda anlatacağım bir çift oldu. Kadın, İngiliz. Eşi Güney Afrikalı. Türkiye’yi bildiğini anlattı bana. Antalya, Kuşadası, hep gezmişler bu kısımları. Ardından, eşiyle 16 yıl boyunca dünyayı dolaştıklarından bahsetti. Öyle ki, dünyada gezmedikleri, görmedikleri bir nokta kalmamış. Yaşları kaç mı? 75… Binlerce deniz milini aşıyorlar ve bu durumdan ne korkuyor ne de çekiniyorlar.

Merak edenler vardır… Aylık ortalama ne kadar harcama yapıyorsunuz bu yolculuk sırasında?

Bu yolculuğun aylık ortalama maliyeti 1000 dolar civarında. Buna motor masrafları da dahil…
Herkesin çokça merak ettiği ve genelde çok üst düzey gelir gruplarının tatil destinasyonları arasında yer alan okyanus adalarından bahsediyoruz, turunuz kapsamında… Biraz önce sohbetimizde, Samandağ sahillerinin hepsinden çok daha iyi olduğunu, ama tanıtım eksikliği nedeniyle geri planda kaldığından bahsettiniz. Peki, biz neyi beceremiyoruz bu noktada?
Pazarlamayı!

Dünyayı küçük bir tekneyle dolaşmayı çılgınlık olarak değerlendiren çok kişi vardır. Hatta böylesi bir yolculuğa çıktığınız için size ‘deli’ diyenler de! Şunu merak ediyorum aslında… En yakın karadan binlerce mil uzakta bir noktada, denizin ortasında ufak bir teknede otururken hissettiğiniz o özgürlük adına, bu hikâyeyi okuyanlara ne söylemek istersiniz?

Dünyayı görsünler… Hayatı keşfetsinler… Keşfetsinler ve ertelemesinler…

Cevaplar için teşekkürler…